Leyla Erbil’in Mektubu…

29 Nisan 2011 Cuma
\n

\n

Dün bu sayfalarda, bilge yazar Leyla Erbilin Karstaki İnsanlık Anıtı adlı heykelin yıkılması nedeniyle heykeltıraş Mehmet Aksoya yazdığı mektup yayımlandı. Zorbalık hepimizi utandırıyor başlığıyla verilen mektupta çok, ama çok düşündürmesi gereken satırlar var. Kimleri mi? Okurlar bağışlasınlar, ama bunca yıllık yazmanın, çevirmenin ve okumanın ardından, bu ülkede kimlerin düşündüğünü, kimlerin düşünmediğini söyleyebilecek, yaklaşık da olsa saptayabilecek durumda değilim. Belki de düşünmekve düşüncesözcükleri, zamanın akışı içerisinde yaşadığımız coğrafyanın gündeminden hep artan bir hızla silinip gittiği için! Ama kesin olan bir şey var: Artık neredeyse hiç düşünmüyoruz. Sadece yaşamakla yetiniyoruz. Sular alçaldığında gördüğümüz, iskele babalarına yapışık istiridyeler ne kadar yaşıyorsa, biz de hayatın o kadarıyla idare edip gidiyoruz. Filozoflar eskiden beri: Doğada hayatını anlamlandırma çabasında olan tek canlı türü insandırsöylemini istedikleri kadar tekrarlasınlar; bizler, anlamlandırmanın anlamınıçoktan unuttuk. Hayatın anlamından çok kendisini sevmeyi öğrenmemiz gerek…” demiş olan Dostoyevskiyi de sanırım yanlış anladık (zaten anlamlandırmayı beceremeyenler, neyi doğru anlayabilirler ki?). Belki de şöyle anlamışızdır bu sözü:Hayatı anlamlandırmayı falan bir yana bırakalım da, sadece sevmeye çalışalım!(Nasıl bir sevmek olabilirse böylesi; ama zaten Dostoyevski de asla bunu kastetmemişti, biz öyle anladık!)

\n

Her neyse. Bugüne kadar yazdıklarıyla hayata hep yeni anlamlandırmalar katmış ve anlamlar getirmiş olan Leyla Erbil, mektubunun hemen başında Mehmet Aksoya şöyle demiş:Başınıza gelen olay yüzünden ne kadar üzgün olduğunuzu anlıyorum; biz de öyle. Televizyonda sizi seyrederken, açıklamalarınızı dinlerken gözlerim yaşarıyor! Belki buraya da bir biz de öyleeklemek gerekiyor. Çünkü bizim gibilerarasında bu sahne karşısında gözleri yaşarmayan yoktur herhalde. Gelgelelim Leyla Erbilin o unutulmaz Mektup Aşklarının bir yerindeki: “…gözyaşlarımıza bile sahip olamadık başkasına ve başka hesaplara göre akıp gitmekteyiz…” deyişini hatırlayınca, döktüğümüz o gözyaşlarıyla da acı acı hesaplaşmamak elde mi?

\n

Leyla Erbilin mektubunun beni düşündürme bağlamında asıl vuransatırları ise şunlar oldu: “…Üstelik sanat algısı düzeyinin ne olduğu şaibeli bir buyruk nedeniyle yıkılıyor koskoca anıt! Ancak, siz sanatçı yüreğinizle gene de size bu durumu reva gören ortamı hoş görmelisiniz. Çünkü, sanatın gücünü, büyüklüğünü algılayacak bir zihniyet yeşertilmedi bu ülkede…”

\n

Evet, Shakespearein deyişiyle Olmak mı yoksa olmamak mı…” diye başlayan ünlü sorgulamanın sanat bağlamındaki yeri de işte yukarıdaki cümlede; Çünkü, sanatın gücünü, büyüklüğünü algılayacak bir zihniyet yeşertilmedi bu ülkede…” Yeşertilmedi, ve yeşertilmiyor. Açılan her yeni üniversiteye bir Güzel Sanatlar Fakültesiile bir Konservatuvarın eklenmesi neredeyse moda oldu. Ama bunların kaçında sanat’, ‘sanatın gücü’, ‘sanatın işlevi’, ‘sanatın tarihselliği’, ‘sanatın güncelliğive benzeri kavramlar tartışılmakta? Programlarında böyle tartışmalara yer veren eğitim kurumları ancak parmakla gösterilebilir. Aslında gerek de yok, çünkü biz, sanatı düşünmekten değil, hep uygulamaktanyanayız ve unutmayalım, heykel yapmak kadar yapılan heykelleri yıkmak dasanatsal uygulamaçerçevesinde görülebilir!

\n

Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk: Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri …” Boş verin, cümleyi yarım bıraksak da olur.

\n

Kemalizm’, çoktan aşılıp çağdışı kalmadı mı?

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017