Sur kenti ve gerçeklik algısı…

14 Aralık 2015 Pazartesi

Bir toplumun kültüründeki ve bu kültüre temel olan eğitimindeki yıkımın en güçlü göstergesi, o toplumun gerçeklik algısındaki yozlaşma ve çarpıklıktır. Böyle bir durumun ortaya çıkışıyla birlikte bu yıkıma “maruz” kalan toplum bağlamında, en gerçek dışı ve en olmaması- gereken’lerin sıradan gerçeklerin benimsenmesindeki umursamazlıkla sineye çekilmesi, en birbirini dışlayıcı, dahası - felsefe anlamında- en birbirini yadsıyan gerçekliklerin en doğal, en “olması gereken” birlikteliklermiş gibi yaşanmaya başlaması kaçınılmaz sonuçtur.
Ülkemizin güneydoğusunda epey uzun zamandır olup bitenler, bütün bir toplum olarak nasıl bir algı çarpıklığının ve yozlaşmışlığının uçurumunda debelendiğimizin en korkunç örneklerini sergilemektedir.

Beş dakikada değişen dünyalar…
Akşam haberlerini izlemek üzere televizyonunuzu açtığınız anda önünüze çıkıveren canlı bir görüntü: Binaları ve sokakları türlü silahlarla yıkıntılara dönüştürülmüş bir kent; bu kentin evlerinden kurtarabildikleri birkaç parça eşya ile kaçmak peşinde olan insanları - yüzlerinden okuyabildiğiniz tek “insanca” ifade, bir yeryüzü cehenneminin ortasına düşmüşlüğün o umarsız ve sınırsız cehennemi…
Yoksa ben, Üçüncü Reich’ın sonuna ait bir belgesel mi izlemekteyim” diye sorabilirsiniz kendinize. Ancak haberlerin arasındaki reklam kuşağının başlamasıyla birlikte gösterilenin Üçüncü Reich’la bir ilintisinin düşünülemeyeceğini hemen anlarsınız. Çünkü reklamlar kuşağında o anda sizin yaşadığınız kentin bir yerinde yapılmakta olan yeni konut sitesinin göklere yükselen kuleleriyle karşılaşırsınız. Ve tutarsızlığı da hemen anlarsınız. Çünkü herhalde Üçüncü Reich’a ait hiçbir yerde o zamanki Almanya’nın bir yerinde bir kent bombalarla yıkılırken aynı günlerde bir başka kentinde yeni yapılmakta olan konut sitelerinin reklamının gösterildiğine tanık olmamışsınızdır. Oysa sizin yaşadığınız ülke çok farklıdır. Yaşadığınız kent de çok farklıdır. Çünkü yaşadığınız kentin adı, “Sur” değildir örneğin. Sur, sadece sakinlerinin iki sokağa çıkma yasağı arasında birkaç parça eşya ile birlikte canlarını kurtarmak için kaçtıkları bir kentin adı olabilir.

Gerçeklerle yanılsamanın kaynaştığı ülke …
Peki, sizin şu anda yaşadığınız “büyükkent”, gördüğünüz reklamlara göre, nasıl bir kent olabilir? Ancak mutlu ailelerin mutlu bir atmosferde çocuklarını, yani o ülkenin gelecekteki “mutlu insanlarını” yetiştirebilecekleri konut sitelerinin reklamlarını izledikleri bir kent olabilir!
Peki, belki saçma olacak ama bir soru daha: Acaba sizin yaşadığınız kent ile şu “Sur” kenti aynı devletin sınırları içersinde olabilir mi? Evet, bu soru kesinlikle saçma, çünkü yanıtı “evet”. Sizin ülkeniz artık çoktandır birbiriyle bağdaşan değil, fakat bağdaşması olanaksız gerçeklerinin birlikteliğinin “ülke gerçeği” sayıldığı bir ülkedir. Ve belki de böyle bir gerçekçiliğin aksayan tek yanı, Sur gibi kentler için insanların sokağa çıkma yasağı süresi içersinde de ölebilecekleri olasılığına karşı ölülerin normal yasak sürelerinde içinde saklanabileceği boyutlarda buzdolapları üretimini devreye sokabilecek kadar “gerçekçi” olamamış oluşudur!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları