Yıkımların En Korkuncu…

23 Aralık 2013 Pazartesi

Birkaç gün önce, Halk TV’deki bir panelde konuşmacılardan biri şu mealde bir saptamada bulundu: “Artık ‘adam cebini dolduruyor ama Allah için çalışıyor da!’ şeklindeki değerlendirmeler âdetten oldu!
Çok doğruydu bu saptama. “Tamam, biraz çalıp çırpıyor ama işini de iyi yapıyor!” “Biraz götürüyor belki ama halk için de bir şeyler yapıyor!” “Valla kardeşim, işini yaptıktan sonra biraz da cebini dolduruyormuş, helal olsun!” vb.
Bunları duymayanımız veya okumayanımız var mı? Hem de ne zamandan bu yana!
Haksızlık yapmayıp itiraf edelim: Sadece AKP iktidarı ile sınırlı olmayan, çok ama çok uzun bir zamandan bu yana! Bu alıntılarda dile gelen, aslında çoktandır öylesine yerleşik bir değer yargısı ki, artık tersi neredeyse yadırganmakta. Yakın tarihimizde “cebini doldurmayan” başbakanların “beceriksiz” ya da “aptal” sayıldığı olmadı mı? Çankaya’daki görevleri devam ederken örneğin çocuklarının düğünleri gibi özel toplantılar sırasındaki elektrik harcamalarını kuruşuna kadar hesaplatıp kendi ceplerinden ödeyen cumhurbaşkanlarına “biraz tuhaf” gözüyle bakılmadı mı?
Bunların hepsi oldu, hepsi yapıldı. Hem de AKP iktidarından çok çok önceden beri! Peki ya şimdi vardığımız nokta? Şimdi artık resmi görevlere gelenlerin “işlerini de” yapmaları, “biraz ceplerini doldurmaları”nın neredeyse doğal özrüne dönüştü. Ya da şöyle diyelim isterseniz: “Resmi görevlerin” ifası sırasında “ceplere dolanlar”, sanki o görevlerin ya da makamların “doğal tazminatları” sayılır oldu.
Bu durum, bu değer yargıları, bir zamanların “Yerli Malı Haftaları”ndan, “vatandaşı tutumlu teşvik etme” girişimlerinden bugüne uzanan süreç içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onun çatısı altında yaşayan toplumun uğradığı en korkunç yıkımın kanıtlarıdır. Çünkü burada söz konusu olan durum, bütün bir toplumun zaman içerisinde erdem ve ahlak yolundan saptırılıp her türlü ahlaksızlığın, yolsuzluğun ve her boyutta çalıp çırpma girişimlerinin kol gezdiği bir “düzenin” omurgasına oturtulmaya kalkışılmasından başka bir şey değildir! Eğer herhangi bir yerdeki soygun ve yolsuzluk düzeninin adı, bir devletin “öteki adı”na dönüşecek kadar “kurumlaşabilmişse”, o zaman o devletin böylesine korkunç bir yıkımın üstesinden gelmezden önce ulaşabileceği hiçbir olumlu noktanın ya da hedefin varlığı, var olabilmesi düşünülemez. Çünkü bütün bir insanlık tarihi boyunca adını ahlaksızlıkla, yolsuzlukla, her türlü erdem yoksulluğu ile özdeşleştirip yine de ayakta kalmaya çalışmış bütün devletlerin tek yazgısı, tarih sahnesinden bir daha geri gelmemek üzere silinip gitmek olmuştur.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, tarihi boyunca karşılaştığı en büyük yolsuzluk fırtınasının önünde, işte böylesine dipsiz ve korkunç bir uçuruma sürüklenmektedir. Ve böyle bir devletin önünde, bu uçurumdan bir daha bir benzeri ile karşılaşmasını engelleyecek bütün önlemleri de alarak çıkmaya çalışmaktan başkaca bir yol yoktur!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları