Erdoğan’a mı AKP’ye mi? ‘İntifada’ İsyanı Kime Yönelecek?..

22 Ağustos 2014 Cuma

Reisicumhur Atatürk ile Başvekil İnönü’den beri iki makamın ilişkilerinde sütliman olmayan süreçlere girilmesi hep kaçınılmaz olmuştur.
Görünür görünmez sürtüşmeler hep yaşanmıştır.
Tayyip Bey’in belli ki esin kaynağı Turgut Özal’dır.
Zaten “devamıyız!” diye bir dönem kafa kafaya resimli afişler bastırarak da bunu gösterdi.
Özal da kendisine “noterlik” yapacağı inancıyla Yıldırım Akbulut’u başbakan seçtirmişti.
Bu, bir noktadan sonra işlemedi.
Akbulut’a söz, hatta diş geçiremez olmuştu.
Örneğin, partiye yakın bir müteahhidin binasını çok uzun yıllar için peşin para ile TOKİ için kiralamasını istedi.
Akbulut tepki gösterdi.
Başka hatır gönül talimatlarına da “evet” demeyince ipler koptu.
Özal, eşi Semra Hanım’ı “il başkanı” yapmayı hatta, istifa edip parti kurmayı düşünecek kadar kendisini zorda darda hissetti.

İlk kılıç şakırtısı
Abdullah Gül - Tayyip Erdoğan ilişkilerinde bu türden görünür bir sıkıntı dışarıya yansımadı.
Ancak Gül’ün görev süresi tamamlanıp da ona partide “gelecek” için hiçbir yer verilmeyeceği su yüzüne çıkmaya başlayınca, ertelenen sıkıntılar da uç vermeye başladı.
Medyamızın sevdiği deyişle henüz “kılıçlar” çekilmedi.
Ama 8 ay sonraki genel seçime ve onun sonuçlarına göre, iktidar partisinin birçok gelişmeye gebe olduğu da kesinlikle ortaya çıktı.
Bunun ilk işaretlerine milletçe tanık oluyoruz.
Elbette Gül’ün “veda kokteyli” konuşması ve Hanımefendi’nin “Asıl intifadayı ben başlatacağım!” çıkışı sonun başlangıcından önceki ilk dönemeç...
(Elbette bu sözün arkasındaki, “başka intifadalar (isyanlar) da var” vurgusu açık.
Bu isyan ne zaman ve kimler tarafından nasıl gerçekleşecek?
Büyük kongrede çatlak!..
Seçim sonunu bekleyip yeni parti kurmak...
Bunun için beklemek gerekiyor.
Elbette CHP içinde patlak verecek başka isyanlar, IŞİD vahşeti, dolardaki patlamalar dikkatimizi dağıtmazsa!..

Zihin haritası
Başbakan’ın zihin haritasındaki muhtemel güzergâhı iyi tahmin ettiğinden Gül, son haftalarda her çevreden insanla yoğun ikili görüşme trafiği başlatmıştı.
Siyasete ve partime dönmem doğal, açıklaması bundandı.
Ama bu mesajı Tayyip Bey dikkate almadı.
Hatta bu mesaja karşı ustaca, kurnazca önlemler almaya başladığı da görüldü.
Gül’ün son dönemde yürüttüğü görüşme trafiği içindeki, parti kurucusu da olan eski bir siyasetçinin “satır arası”nda aktardığına göre, Gül kendisi için kullanılan “aşırı tedbirli ve ürkek” tanımının aksine, 11. Cumhurbaşkanı, son derece “stratejik ve başarıya endeksli” bir siyasetçi.
Öyle olmasa, siyasete girdiğinden beri yükselme ve başarı grafiği çizemez ve Çankaya’ya çıkış sürecinde bile Erdoğan’ı sollayıp zirveye tırmanamazdı.
Gül siyasi süreçlerde hep sağduyulu ama ölçülü bir ataklık içinde oldu.
Erbakan Hoca’nın devlet bakanlığı sırasında dikkat ve ilgi odağı olmayı başardı.
Daha sonra partinin tıkandığını görünce, isyan bayrağı açıp Recai Kutan’a karşı genel başkanlık yarışına girme kararını cesaretle aldı.
AKP’nin ilk seçimde iktidar olması, onu önce Dışişleri Bakanlığı’na, sonra da Başbakanlık’a taşıdı.
Sonraki süreçte Erdoğan’ın gönülsüzlüğüne rağmen Cumhurbaşkanlığı pazarlığında başarılı olması da tercihlerini ve hamlelerini sağlam yaptığının delili.
Başbakan’a kayıtsız şartsız itaat ettiği eleştirilerine ve özellikle de Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile girdiği polemikte salonu Tayyip Bey’in bir işareti ile terk etmesi eleştirisinin ise “haksızlık” olduğuna inanıyor.
Gül, “Bu noktada makamının yüklediği sorumluluğun gereğini” yaptığına inanıyor.
Başbakan’ın çıkalım işaretine karşı çıksa ve oturmayı sürdürse ülkede, yeni bir A. Necdet Sezer’in Ecevit’e anayasa kitapçığı atmasına benzer krizin patlak vereceği kaçınılmaz olacaktı.
Çankaya’da Erdoğan ile yaptığı son uzun görüşmede Gül, her zamanki sakin ve sabırlı üslubuyla, partinin geleceğiyle ilgili düşüncelerini, kaygılarını da aktardı.

Kardeş kavgaları
Osmanlı hanedanındaki “kardeş kavgalarını” uygun bir dille kendisine anımsattı.
Tayyip Bey’in, Gül’ün mesajlarını almadığı anlaşılıyor.
Gül’ün yine de malum deyişle şimdilik '6Bılıçları çekmesi beklenmiyor.
Ama yine de veda resepsiyonunda beklenmedik bir biçimde kılıç şakırdatmaya yönelmesi sürpriz oldu.
Hele de eşinin “Asıl intifadayı ben başlatacağım!” demesi sürprizi katmerledi.
Gül’ün konuşmasındaki vurgular da bundan sonraki mücadelenin satırbaşlarını veriyor:
- “Parlamenter sistemden” yanayım! (Bunun anlamı, “Tek adamlık” demek olan başkanlık sistemine karşıyım!)
- İnsan haklarına dayalı hukuk devleti, çağdaş eğitimden geçer! (Bu da halihazır görüntünün insan haklarına aykırılıklar taşıdığını ve çağdaş eğitimden uzaklaşıldığının ustaca bir ifadesi)
Konuşmasının sonundaki sürpriz ise tam bir “pişmiş aşa su katma” eylemi!
Yeni parti lideri ve başbakan Davutoğlu’dur açıklaması, oldu bittiye getirerek Cumhurbaşkanlığı görev süresi bitmeden büyük kongrenin toplanmasına en damardan bir tepki.
Ama akıllara takılan, Bayan Gül’ün “Asıl intifadayı (isyanı) ben başlatacağım!” demesidir.
Demek 12. Cumhurbaşkanı’nı (ve AKP’yi) daha başka intifadalar bekliyor.  


Yazarın Son Yazıları

Reyiz’e cennet yolu... 29 Kasım 2020
Tek adamlık zor zenaat 15 Kasım 2020
Peruk, lavuk, kavuk 8 Kasım 2020
Siyaset ve saadet... 1 Kasım 2020
Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020