Reyiz’i değil sevenleri sev

20 Aralık 2020 Pazar

“Radikal sevgi”nin formülü bu!

O bildiğimiz “siyasi reklamcı”lardan farklı.

Kampanyasını siyasi faturayı ödeyeceklerle birlikte örgütleyip yönetiyor.

Sonra da oturup kitabını yazıyor.

AKP, 18 yıl boyunca CHP’ye sadece iki kez yenildi.

Bu iki kampanyayı da o yönetti.

Seçim sadece bir tarafın başarısıyla kazanılmıyor.

Başarıda reklamcının etkisi de sınırlı.

Sınırları belirleyen en başta aday ve o adayı seçenler. 

CHP uzun yıllar boyunca hep yanlışlar yaptı.

Bu yanlışları da daha önce “AKP Neden Hep Kazanıyor, CHP Neden Kaybediyor” kitabında anlattı.

*

Siyaset gibi, reklam da söz ile yapılıyor.

Ama söz uçuyor yazı kalıyor.

Siyasetçiler az okuyor, çok konuşuyor. Ve hiç yazmıyor.

Her yıl onlarca kıdemli siyasetçi, rahmete kavuşuyor.

Her seçimde yüzlerce milletvekili “açığa çıkıyor.” 

Oturup siyaset maceralarını yazan, üçü beşi geçmiyor.

Ateş İlyas Başsoy biraz da onların açığını kapatıyor.

*

Son iki kitabı da siyaset belgeseli.

Siyasetle, ülkemizin toplumsal, kültürel yapısı ile ilgilenenler için bir tür macera romanı adeta.

Müjdat Gezen, kitapta anlatılan “vefa duygusu”ndan çok etkilenmiş. 

Profesör Haluk Şahin’in de kapakta “Umutsuzluğu bırakın. Türkiye’ye yazılmış bir aşk romanı veya Türkiye siyasal tarih ansiklopedisi olan bu kitabı okuyun” demesi bundan 

Siyasetimizin “erkek halleri”ni anlatıyor. Muhalif olsun olmasın kadınlar için de ilginç ve yararlı gözlemlerle dolu.

Örneğin, İstanbul Bağcılar’da ilçe kurulduğundan beri hep sağ ve tutucu partiler egemen. 18 yıldır da Reyiz’in adamları yönetiyor. Ama Reyiz’in bizzat ve şahsen “namahrem-dinen sakıncalı” ilan ettiği balenin eğitimini veren ondan fazla kurs ve dershane var Bağcılar’da.

*

Başsoy’a göre, AKP artık “Huysuz Zengin İhtiyarlar Partisi” görünümünde. 

Bu zengin ihtiyarlar kendi ailelerinin “başarılı” olan ilk kuşağıydı.

Neredeyse hiçbiri bulunduğu yere anne baba torpiliyle gelmemişti. 

Anne, babaları, yoksulluğun, yoksunluğun çilelerini yaşamış Anadolu insanlarıydı.

Oysa onların çocukları bambaşka bir ortamda büyüdüler.

Bu gençler “zulüm hikâyeleri” yaşamadılar, sadece dinlediler. 

Ebeveynleri gibi hiç zorlanmadılar, barınma, karın doyurma gibi dertler çekmediler. 

AKP elitleri torunlarını “zalim laikler, ekmeği karneyle verdiler” anlatılarıyla ancak ilkokula kadar korkutabilirler. 

Sonra hepsi mükemmel eğitim alacaklar ve dedelerini gülerek dinleyecekler. Farkında değiliz ama zaten olan da bu.

*

Başsoy, CHP Genel Merkezi’nde, 100’den fazla seçim bölgesinde günlerce konularının uzmanı arkadaşlarıyla birlikte çalıştı.

Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun zaten “Kampanyanın Siyasi Başkanı.” Kemal Kılıçdaroğlu ile de kritik konularda sürekli istişare etti.

Önerisi şu:

CHP’de “Erkek Kolları” ile “Yaşlılar Örgütü” de kurulsun.

Neden mi?

Türkiye’de sorun, kadınlarda veya kadınlıkta değil, erkeklerde ve çarpık “erkeklik” tanımında. CHP’ye “kadın kolları”na paralel bir de “erkek kolları” gerek. 

Siyasetin her alanında erkeklerin kendilerini “norm” haline getirip, kadınları “kadınlar bölümü”ne hapsetmeleri sorunlu.

Aynı durum “gençlik örgütleri”nde söz konusu.

Telefonda bu görüşünü açmasını istedim:

“Şaka veya ironi yapmıyorum. Son yirmi yılda Batı’da kadın haklarında en devrimci kararlardan biri sadece kadına değil, erkeğe de eşit süreli doğum izni vermekti. Böylece iş dünyasında kadınların üzerindeki ‘Bu şimdi doğurur, işe gelemez, o nedenle kariyerini (veya maaşını) yükseltmeyeyim’ bariyeri kırıldı.” 

Ya CHP Erkek Kolları?

Şöyle yanıtladı:

“Bunu da şaka değil, gerekçeleriyle ve ayrıntıları ile ciddi ciddi öneriyorum. Belki böylece kadının ve gençlerin bir kol değil, vücudun kendisi olduğu öğrenilmiş olur.” 

*

1. Kitap Seveceksen Radikal Sevde Türkiye’yi yeniden kazanmanın yolunun “radikal sevmekten, yani Erdoğan’ı değil, onu sevenleri sevmekten geçtiğini” örnekleriyle anlatıyor.

2. Kitap Hepimiz Aynı Belediye Otobüsündeyiz”. Bu ismi nezaketinden. Lafın aslı “Hepimiz aynı gemideyiz!” Ama ne yazık ki zihinlere kazınan bir gerçek var. Gemi yok, gemiler, gemicikler var. Bu da Reyiz’i sevenlere laf sokmak olacağından siyaseten doğru değil:

“Reyiz’i sevmiyorsak da sevenleri sevmemiz şart.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları