Suriye’de Gerçek Zafer Kimin Olacak?

19 Mart 2013 Salı

“Savaş, Tanrı’nın Amerikalılara coğrafyalı öğretme biçimidir!”
Yeni Papa değil..
Amerikalı gazeteci-yazar
Ambrose Biece geçen yüzyıl söylemiş.
AB’li gazeteciler için de geçerli.
AB Konferansı için gelen meslektaşlar, coğrafyamızın güneyi ile tanıştılar.
Dudakları ve doğurduğu / edindiği çocukları ile ünlü
Angelina Hanım’ın dünyaya meşhur ettiği Altınözü ilçemizin Boynuyoğun Çadır Kampı’nı gezdiler.
Ortalık yemyeşil. Badem ağaçları çiçeklerini çoktan komşu ağaçlara devretmiş.
Tepeler, karşı vadiler bahar güneşi altında puslu yeşil tüllere bürünmüş.
Finlandiya’nın, İrlanda’nın gri soğuğundan gelenlerden biri, yanınkine
“cennet gibi..” diyor.
Haklı, çünkü cehennem karşıda

\n

Karşısı sınır. İlçeyi Suriye’den Asi Nehri ayırıyor.
Asi’nin anlamını öğrenen AB’li meslektaş,
“Bu isim için biraz acele edilmemiş mi” diye soruyor.
Gazeteci milleti işte!
Asırlardır uslu uslu, sakin sakin akan nehrin adından bile
“muhalif” bir yorum üretiyor!
Sayın Başbakanımızın
“Batsın!” dediği gazetecilik tam da bu.
Adındaki anlam yoğunluğu besbelli, ama yine de manasız
“Boynuyoğun Kampımız” Van’da, Erciş’teki çadır kentlerin aynısı.
Çünkü
“mimarı” da “müteahhidi” de Kızılay.
Sadece
“konuklar” değişik.
2.500 küsur nüfusuyla 3. hizmet yılına giriyor.
Sakinlerin çoğunluğu (Yüzde 70) çocuk ve kadınlar (anneler, nineler).
Yüzde 30’u ise engelli, hasta veya yaşlı erkekler.
Belli ki
“Eli silah tutanlar” karşı tarafta kalmış.
Her taraf çocuk. Jolie Hanım’ın tercih nedeni de bu olmalı.
Üç yaş altındakilerin sayısı ise göze çarpacak kadar çok.
Demek ya annelerin karnında geldiler ya da burada doğdular.
6-7, hatta daha fazla çocuğu olanlar varmış.
Acaba, akşam izledikleri bizim TV haberleri üzerinden, sökmeye başladıkları Türkçe sayesinde,
“çok çocuk” buyruğunu mu üzerlerine alınmışlar?
Ne de olsa
Tayyip Bey enişteleri..
Geçen gün
“Irkçı olsam Arap kızı alır mıydım!” diye bunu bizzat ilan etmişti!
Muhabbeti biraz derinleşse,
“Helal olsun Tayyip’e cümle Arap kızları!” diyecekler.
“Tayyip” bilindiği üzere, “iyi” hatta “en iyi” demek.
“İyi”den kim etkilenmez.
Kamptaki enişte etkisi

\n

Kamp tam teşekküllü bir ilçe adeta. Sadece sosyalist ilkelere göre örgütlenmiş.
Hastane, çocuk yuvası, ilkokul, oyun alanları, marketteki birçok ürün bedava.
Suriye ile görüşebilsinler diye telefon kartı bile...
Üç öğün karavana düzeni
“Biz kendi yemeğimizi yaparız!” isteği ağır basınca her çadırda tencere kaynamaya başlamış.
Ardından da..
Her aileye, ocak, buzdolabı, ısıtıcı, vantilatör, halı kilim, kredi kartsız taksitsiz bedava.
Birçok ev yazlık görüntüsünde.
Kuş besleyenler, akvaryumlu çadırlar bile var.
Ama AB’li meslektaşların derdi savaş veya sıcak görüntü...
Önceleri gelseymişiz, kamp çevresinin sıcak görüntülerden
“sehven” aldığı payı görebilirmişiz.
Bir yetkili,
“Daha önce sehven patlamalar oldu” diyor ve ekliyor:
“Çok şükür ‘Patriotlar’ geldikten sonra bıçak gibi kesildi!”
Kim
“el eliyle ‘yurtseverlik’ olmaz” diyorsa, yıkılsın!
“Bari sınırda bekleşen kalabalıkları görelim!” diyenler çıkıyor.
No!.. Program kamp gözlemi ile sınırlı.

İngiliz Başbakanı’nın müjdesi!
Ajanslar, İngiltere Başbakanı
Cameron’un, Suriyeli muhaliflere silah yardımı önerisini geçiyor.
Silah desteği
“muhalif güçlere” kıyaktan çok iç savaşı büyütmek için...
2. Dünya Savaşı’nın Amerikalı ünlü Komutanı
G. Patton bu tür “desteklerin” sırrını şöyle açıklamıştı:
“Hiç kimse kendi ülkesi için can vererek bir savaşı kazanmaz. Savaşlar, başka ülke zavallılarının kendi ülkesi için ölmeleri sağlanarak kazanılır!”
Muhalif güçler savaşı kazandığında keşke asıl zafer onların olabilse.
Kamptaki muhalif savaşçı

\n

Gazeteciler, Kaymakam Bey’i sıkıştırıyorlar:
“- Muhalif savaşçı var mı?”
“- Öyle bir sınıflama yapmayız! İnsan ve muhtaç oldukları için onlara kucak açtık!”
“- Ya!.”
“- Ayrıca kampa giriş çıkış izne bağlı.”
Gazeteciler daha sonra rastladıkları sert bakışlı, sakallı Suriyelilere aynı soruyu soruyorlar:
“- Muhalif misin?
“- Kahrolsun Esed! Ben geceleri savaşıp geri dönüyorum!”
Ardından da sağ yumruk havada ve zafer işareti.
Geri dönüp Kaymakam Bey’e
“Gece savaşıp gelenleri” soruyoruz.
“- Uyduruyorlar!” diye kestirip atıyor:
“- Neden ki?”
“- Hava atmak için!”
“- Yaa!”
“- Ama asıl neden başka. Hepsinin aklında bir Avrupa ülkesine sığınmak var. İsimleri, resimleri bir gazetede çıkarsa, bunu kanıt gösterip siyasi sığınma hakkı koparmak istiyorlar!”
“- Daha iyi ya! Hem biz kurtuluruz, hem de onlar!”
“- Burada kimin ne olduğu belli değil. Hem hukuk var, mevzuat var.”
Ne diyelim..
Allah, hukukun ve mevzuatın eksikliğini kimseye göstermesin!

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Şeytan-ı racim 27 Aralık 2020
Reyiz’e cennet yolu... 29 Kasım 2020
Tek adamlık zor zenaat 15 Kasım 2020
Peruk, lavuk, kavuk 8 Kasım 2020
Siyaset ve saadet... 1 Kasım 2020
Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020