Tekerrür ayı temmuz...

23 Temmuz 2017 Pazar

Yazıya “Bylockmylock faso fiso..” diye girmek tehlikeli olabilir mi? 
Devir gizli mesaj devri. 
“Hero” yazılı tişört örtülü mesaj sayılıyor. 
Giyenler, hoop içeri! 
Allah’tan tişörtçüler harfleri çift basıp “Herro” “merro” yazmıyorlar. 
Eskilerin ünlü lafıdır: 
Bir nokta, gözü kör eder!” 
Osmanlıcada bir nokta düşürülmesiyle “z” harfi “r” ye dönüşür. Ve “göz” sözcüğü “kör” haline gelir. 
Maazallah!

***

“Hero”, FETÖ’nün İngilizce yazdığı bir makalenin başlığı imiş. 
Uluslararası melanet ve hizmetkârlık Arapça ile mümkün değil! 
“Herro”yu ise duyan duymuştur: 
PKK katilleri, “Ya Herro ya Merro!”yu, kendi aralarında “Ya bağımsızlık ya ölüm!” sloganı yerine kullanıyorlarmış! 
“Böyle diyenin de yazanın da, yetmiş yedi bayram anası ağladı ve ağlasın!” diyelim!

***

Aylardır sorgusuz sualsiz, yargısız hapiste tutulan yönetici ve yazarlarımız Allah’ın 364 günü dururken nedense, tam da 24 Temmuz günü mahkemeye çıkartılıyorlar. 
2. Abdülhamit Anayasası’nın yürürlüğe girdiği gün. 
Daha komiği, basında sansürün kaldırılmasının 109. yıldönümü! 
Devamı ise komikten de gülünç: 
Gazeteciler Cemiyetimizin bugünü Basın Bayramı ilan ettiği gün. 
Tutuklu - tutuksuz yargılanan arkadaşlarımıza, Külliye’den “Basın Bayramınız Kutlu Olsun!” diye bir mesaj da bekleyelim mi?

***

İlk duruşmayı 24 Temmuz’a rast getirmek neyin sinyali ola ki? 
Hiçbir şeyin olsa keşke. 
Ama bu iktidar döneminde ne yazık ki, her şey bir şey için! 
Ergenekon, Balyoz, Odatv kumpasları subliminal bir alışkanlık yaratmış durumda. 
Bu tarih tercihi, 1908 tarihli anayasamızdaki ifade ile “Matbubatın kanun dairesinde serbest!” olduğunu göstermek için olabilir mi? 
“daire” Sultan Abdülhamit Han zamanında “ferman” ile çiziliyordu, şimdi ise KHK ile.. 
“Daire” dışına çıkan, hoop içeri!.. 
Duruşma tarihi ile mesaj, tişört ile mesaj türü, gıllıgışlı bir eylem olabilir mi? 
Yarın göreceğiz! 
Mesele, basın özgürlüğünü veya yargının bağımsız ve tarafsızlığını anayasaya, yasaya yazmak değil, uygulamaktır! 
Örneğin, “Ceza Muhakemesi Kanunu” uygulanırken, delil, kanıt, belge, şahit vs’den önce mantık ve izanı da gerektirir. 
• “Tutuklama tedbiri”, sanığın adaletten kaçmasını veya delil karatmasını önlemek üzere uygulanacak en istisnani seçenektir. (Md:100) 
“Tedbir”, ne yazık ki artık, “cezanın kendisi” haline getirildi! 
“O öyle kalmayacak!” denilince kaçınılmaz sonuç bu oluyor demek ki. 
Kendi ayağıyla yurtdışından gelip teslim olan İcra Kurul Başkanı Av. Akın Atalay’a uygulanan “adaletten kaçmayı önleme tedbiri”nin serancamını da... 
12 yazar ve yöneticimize uygulanan “tedbirin” yani en önemli suç delili diye gösterilen “basılmış bir gazeteye” nasıl bir “delil karartma” yöntemi uygulanacağının ayrıntılarını da öğreneceğiz. İnşallah yani!

***

Bu arada geçmiş 24 Temmuz’lara bir göz atmak şart.
• 24 Temmuz 1908; Basında Sansürün Kalkması. 
• 24 Temmuz 1923; Lozan Antlaşması’nın imzalanması. 
• 24 Temmuz 1960; gazete sahipleri ve yazıişleri müdürlerinin basının kendi kendini denetlemesini öngören Basın Ahlak Yasası’nın imzalanması.
• 24 Temmuz 1978; Yargıtay, “Yasaların faşistçe hazırlandığını ve bunların kaldırılması için mücadele vermek gerektiğini söylemenin suç olmadığına” karar verdi.

***

En güvenli tedbir belki, son sözü M. Akif Ersoy’a bırakmak : 
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! 
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? 
‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; 
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”  


Yazarın Son Yazıları

Tek adamlık zor zenaat 15 Kasım 2020
Peruk, lavuk, kavuk 8 Kasım 2020
Siyaset ve saadet... 1 Kasım 2020
Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020