Aman yeni bir 6-7 Eylül olmasın!

14 Mart 2017 Salı

Türkiye’deki anayasa referandumundan uluslararası bir kriz yaratmak için doğrusu büyük hüner gerekirdi. Maşallah, Türkiye’nin, Almanya’nın ve Hollanda’nın “mahir!” politikacıları, müstesna “ferasetleriyle!” tam bir kör dövüşü ortamı yaratmışlardır.
Hiçbir tarafı haklı olmayan devletler arası bir kayıkçı kavgasıdır, şu anda yaşanmakta olan.
Almanya’nın Türk bakanların kendi ülkesinde, siyasi toplantı yapmasına izin vermemesiyle başlayan olay, Almanya’dan taştı, Hollanda’ya bulaştı, birden tırmanan kriz ile ırkçılık doruğa ulaştı.
Hollanda, Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçağına iniş izni vermezken, Türkiye’nin Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’yı, Rotterdam’da arabasına saatlerce hapsettikten sonra, Türk toprağı sayılan Türk konsolosluğuna ulaşmasını engelledi ve ardından da sınır dışı etti.
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Almanya ve Hollanda’yı kınarlarken, bulundukları makama yakışmayan bir üslup kullanmakta beis görmediler.
Türkiye’de Hollanda temsilcilikleri önünde gösteriler yapıldı, İstanbul’daki Hollanda Konsolosluğu’na Türk bayrağı çekildi.
Hollanda polisi son olayları ve onları kışkırtanların başında gelen ırkçı Wilders’i protesto eden Türkler ve Türk asıllı Hollandalılar üzerine atlı polisini ve köpeklerini vahşice saldırttı.

***

Kriz, yatışmak şöyle dursun gittikçe tırmanıyor. Avusturya Dışişleri Bakanı Kurz,Türk yetkililerin Avusturya’da herhangi bir kampanya etkinliğinde bulunmalarına izin vermeyeceğiz, oradaki çatışmayı ülkemize ithal etmek istemiyoruz. Avusturya’ya gelmesinler” derken, Danimarka Başbakanı Rasmussen, Türkiye Başbakanı Yıldırım’ın 20 Mart’ta miting için ülkesine gelmemesini istemiştir.
Bu hengâme arasında tek sağduyu sesi Fransız Dışişleri Bakanı Jean Marc Ayrault’un şu sözleri olmuştur:
- Çavuşoğlu’nun Metz mitingi Fransız siyasetine müdahale unsuru taşımadığından bu toplantıyı yasaklayacak gerekçe yoktur.
Aslında Fransız Dışişleri Bakanı’nın bu sağduyulu çıkışı, Almanya, Hollanda, Avusturya, Danimarka yöneticilerine rehber olmalıydı. O ülkenin siyasetine bir müdahale olmadığı sürece, Türk yetkililerin mitinglerinin yasaklanması, ifade özgürlüğüne müdahale oluşturması açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır.
Aslında kopan fırtınanın nedeni, tarafların hepsinin, olayları kendi kısır siyasi hesaplarına alet etmeleridir.
Hollanda, Avusturya ve Almanya’daki politikacılar seçim ortamında, ırkçı partilerin tetikledikleri Türkiye karşıtı, İslamofobik havanın etkisiyle hareket etmektedirler ve bu durum da demokrasi diyarı olarak görülen o ülkelerde, ırkçılığın yükselmesiyle temel hak ve özgürlüklerin nasıl pamuk ipliğine bağlı hale geldiğinin göstergesidir.

***

Bu açıdan, onları kınayan Türkiye’deki iktidar da, onlara mağdur görüntüsü verecek herhangi bir davranışta bulunmaktan çok korkan muhalefet de (CHP dahil) eleştirilerinde haklıdırlar.
Ama aslında bu hengâmede gerçekte haklı taraf yok.16 Nisan referandumunda istediği sonucu alamayacağını her geçen gün biraz daha fazla gören iktidar da şimdi Avrupa ülkelerindeki bir durumdan bir mağduriyet devşirerek, halkı “dünyaya meydan okuyan güçlü lider, Tayyip Erdoğan arkasında ‘evet’te saflaşmaya” ikna etmek için, gelişmeleri alabildiğine sömürmektedir.
Ama bunlar yapılırken, Türkiye tarihinde şimdiye dek hiç görülmediği kadar aşağılanıyormuş, hiçbir zaman olmadığı ölçüde koyu bir yalnızlığın çukuruna saplanıyormuş, bunların hiçbirinin önemi yoktur iktidarın nezdinde.
İktidar mağduriyet devşirmek için gözü kara giderken, ülkede gerginlik ve yabancı düşmanlığı çok tehlikeli biçimde tırmanmaktadır.
Böyle devam ederse tarihin en çarpıcı vandalizm olaylarından biri olan 6 - 7 Eylül 1955 olaylarının yeni bir versiyonunu daha yaşamamız mümkündür.
Aman dikkat!
Perşembeye devam...  


Yazarın Son Yazıları

Ordu ve AKP 4 Aralık 2020
Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020