‘Anayasa hükmünde kararname’

31 Aralık 2016 Cumartesi

“Anayasa hükmünde kararname” hukukta pek sık rastlanan bir kavram değil. Bu konuda etraflı bilgi edinmek isteyen okurlarıma Yard. Doç. Tolga Şirin’in Güncel Hukuk dergisinde yayımlanan “Anayasa Hükmünde Kararname” başlıklı makalesini salık veririm.
Kavram ilk kez Hitler Almanya’sında 1933 yılında ortaya çıkıyor. 1933 Şubat’ında, Reichstag yangınının sorumluluğunu komünistlerin üstüne atan Naziler, komünistlerle mücadele etmek bahanesiyle, kişi özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, iletişimin gizliliği gibi temel hak ve özgürlükleri askıya alan, federe devletlerin yetkilerini merkezde toplayan, birtakım suçlara ölüm cezaları getiren olağanüstü hal kararnameleri çıkarma yetkisini, o zamanki devlet başkanı Paul von Hindenburg’a veren “yetkilendirme kanunu”nu (Ermaachtigungsgezest) parlamentoya kabul ettiriyorlar.
Naziler, bu arada toplumsal muhalefetin önde gelen isimlerinin gözaltına alınması, milletvekillerinin tutuklanması, boşalan milletvekilliklerinin kendi adamları tarafından doldurulması sürecini başlatmışlardır.

***

Ardından Naziler yapılan seçimlerde iktidara gelmiş ve devlet başkanı olmuş olan Adolf Hitler’e parlamentonun katılımı olmadan, anayasada tanınmış özgürlükleri kısıtlama yetkisi veren kanunlar çıkarma yetkisi tanımışlardır.
Bunlar kanun hükmünde kararname (KHK) olmanın da ötesinde anayasada öngörülen kimi özgürlükleri kısmen veya tamamen ortadan kaldırdıklarına göre, artık anayasal hüküm ifade eden anayasa hükmünde kararname (AHK) durumundadırlar.
Peki, Türkiye’de durum nedir?
Türkiye’de de şu anda AHK uygulaması vardır.
Anayasanın 120. maddesinde öngörülen “olağanüstü hal” ilanı ile birlikte, hükümet 121. maddeye dayanarak kanun hükmünde kararnameler çıkarabilmektedir. 15 Temmuz ertesinde bu yetki geniş biçimde kullanılmış ve anayasada öngörülen temel hak ve özgürlükler kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Bu durumda KHK’ler anayasal güvence altında olan özgürlükleri ortadan kaldırdığına yani anayasanın kimi güvencelerini geçersiz kıldıklarına göre, artık AHK yani anayasa hükmünde kararname durumundadırlar.
Şu anda Meclis komisyonunda görüşülen anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini OHAL dönemlerinde daha da genişletilmesi teklif edilmektedir.

***

Şimdi başkanlık sistemiyle öngörülen yeniliklerden biri de bu kararnamelerin Meclis’te görüşülme süreçlerinin 1 aydan 3 aya çıkarılmasıdır.
Anayasanın 121. maddesi, çıkarılan KHK’lerin Meclis’te görüşülmesini amirdir. Ama fiiliyatta bu hükmün de kıymeti harbiyesi yoktur.
Nitekim, çıkarılan 557 adet KHK’nin, 247’si hâlâ parlamentoda görüşülmemiştir.
Görülüyor ki, getirilmek istenen düzende, Cumhurbaşkanı’na OHAL ile, anayasada tanınan kimi hak ve özgürlükleri yasal yoldan çiğneme hakkı veriliyor.
Yani anayasada düzenlenmiş hak ve özgürlüklerin başkanın keyfi kararları karşısında hiçbir güvencesi kalmıyor.
Eğer öneri kabul edilirse, anayasal özgürlükler şaka haline gelecektir.
Bir noktada yanılmayalım. O anayasal özgürlükler şu anda da şaka konumundadırlar.
Hükümet 121. maddeye dayanarak çıkardığı KHK’lerle, temel hak ve özgürlükleri şu anda da hükümsüz kılabilmektedir.
Demokratik ülkeler, temel hak ve özgürlüklerin yasama veya yürütme tasarrufları aracılığıyla çiğnenmesine karşı çare olarak anayasal denetim mekanizmalarını geliştirmiş bulunmaktadır.
Ama, Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz ertesi OHAL’e dayanarak çıkarılan KHK’lerle ilgili başvuruda denetlenme yetkisi olmadığı yönünde karar vererek kendi kendini saf dışı bırakmıştır.
Bu durumda, öngördüğü temel hak ve özgürlüklerin hiçbir güvencesi kalmayan anayasa oyuncak konumuna düşmüştür.
Türk usulü başkanlık sistemi işte budur.
Zaten bu durum, resmen başkanlık sistemine geçilmeden de şu anda fiilen yürürlüktedir.  


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020