Balkan Rapsodisi

16 Ağustos 2015 Pazar

Sevgili,
Bir insan tarihe, hele hele kendi ulusunun da içinde yer aldığı bir geçmişe nasıl bakar?

Onda olan olmayan zaferler araması acınacak nafile bir çabadır ki, kişiyi gülünç, hatta acınası, bir kakavan haline düşürür
Bunları Feryal Orhon Basık’ın “Balkan Rapsodisi”nin Balkan Savaşı’yla ilgili son bölümlerini okurken düşündüm.
Gerçekten Balkan Savaşı’nın, korkunç bozgunu bile Osmanlı tutkunu kakavanların aklını başına getiremiyorsa, hiçbir şey onları ayamaz demektir.
Hoş savaşın korkunçluğu gerçeğini görmek için Osmanlı’nın Balkan bozgununa da gerek yok. Savaş Osmanlı için “zafer”le bitseydi de (ki zafer ne demek ise!) ne değişecekti ki?
Bütün savaşların kan, ateş, gözyaşı ve ölüm olduğunu, Balkan Rapsodisi’nin anlattığı bütün çatışmaları okurken hâlâ anlamayan bir okuyucu varsa eğer, tavsiye ederim kitabı hemen elinden bıraksın!
1891’de Sırbistan’ın Mir köyünde başlayan ve 1. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olarak kabul edilen 28 Ağustos, 1914’te Saray Bosna’da noktalanan “Balkan Rapsodisi”nde Türk, Rum, Arnavut, Sırp, Hırvat hepsi aynı bütünün parçaları...

***

Talihsiz Nana da, Müftü Lütfü Efendi’nin karısı da, kızları Mahide ile Feride de, Aten de, yiğit Arnavut Bey’i Uman Ağa da, Osmanlı subayı,Feride’nin kocası Ömer de ve nihayet öykü zinciri, onunla Mir köyünde başlayıp, ölümüyle Saray Bosna’da noktalanan, gerçek bir Cesaret Ana güzel Maria da hep aynı toprakların kaderleri kesişen insanları, hepsi aynı ulusun, aynı büyük ailenin fertleri...
Orada “insanlar savaştıkları saflara, ırklara, dinlere göre ayrılamıyor” yazar. Orada insanlar, tıpkı Louis Ferdinand Celine’in “Gecenin Ucuna Yolculuk”unda olduğu gibi savaş karşında ikiye ayrılıyorlar: Savaşa gönderilenler ve savaşa gönderenler.
Balkanlaşma sözcüğü ile paramparça olmuşluk deyiminin ifade edildiği hepsi birbirlerine benzeyen insanlarını birbirine düşüren savaşların gerçek nedenlerini bize anlatırken, Feryal Basık, savaşın aptallığını ve herkes için felaket olduğunu başarıyla vurguluyor.

***

Balkanlar’ın bütün insanlarını, ortak kaderleri içinde aynı sevecenlikle, aynı savaş karşıtlığıyla kucaklamaktaki hüneri, Balkan Rapsodisi’nin yazarının başarısını sağlayan ana etken oluyor. Daha önce, “Armağan” ve “Küçük Ahşap Ev”i yazmış olan Feryal Orhon Basık’ın Balkan Rapsodisi’ni Ataol Behramoğlu, İvo Andriç’in “Drina Köprüsü” Mehmet “Mesa” Simoviç’in “Derviş ve Ölümü” gibi Balkan edebiyatının elden düşürülmeden okunacak seçkin yapıtları arasında yer almaya hak kazanmış eserler arasına katıyor.
Baştan sona ilgiyle okunan belgesel yanı ağır basan, Balkan Rapsodisi çok iyi bir ders veriyor: İnsanlar ile ortak, tarihimize, şovenizm, kin ve kakavanlıktan arınmış olarak, bitaraflığın ve sevginin gözlükleriyle bakabilmek.
Bugün de bu çok beğendiğim kitabı seninle paylaşayım istedim. Mutlaka oku!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Dur bakalım ne olacak? 1 Haziran 2021