CHP sesini yükseltmeli

29 Nisan 2017 Cumartesi

Her şey açık ve net.
“Ne şiş yansın ne kebap!” diyerek dikta ile mücadele edemezsin.
Faşizmle savaşmak için bazı şeyleri göze almak zorundasın.
Hukuksuzlukla mücadele etmek için iki yol var. Ya siyasetin ve hukukun sana hâlâ sağlamayı sürdürdüğü olanakları kullanacaksın, ya da o yollar tümden kapanmışsa sokağa çıkacaksın.
Sine-i millete döndüğün zaman, siyasetin etkisi sınırlı da olsa sunduklarını elinin tersiyle itip sokağı seçmişsin demektir.
Hukuku çiğneyen, onu çiğnerken, hesabını da yapmış, sokak olasılığını göze almış, bütün kurumlarını ele geçirdiği devletin rekabet edilemez olanaklarıyla seni sokakta hazır beklemektedir.
Devlet benim diyen zihniyetle sokakta mücadele, sokakta devletle karşı karşıya gelmek demektir.
Siyasetin ve hukukun sunduğu imkânlardan kalanlar neler ise onları sonuna kadar akılcı kullanmayı en uygun yol olarak gördüğün takdirde, sesini yükselteceğin gösteri hakkını da kullanmayı dışlamayarak, hukuk ve siyaset mücadelesini sürdürmek zorundasın demektir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin çiğnendiği yerde demokratik, denge ve denetleme mekanizmaları, adil yargının bittiği diyarda, başvuracağın tarafsız ulusal hukuk kurumları kalmamıştır.
Yaşanan son olaylar bu gerçeği gösterdi.
O zaman bakacaksın, tarafsız adil bir hukuk kurumu olarak elinde ne kalmış diye.
Bu arayış seni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yönlendirecek kaçınılmaz olarak.

***

AİHM’ye başvuracaklarını belirten son açıklamalarından anlaşıldığına göre, CHP şu anda işte tam bu noktada.
Demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla ayaklar altına alma süreci içindeki AKP ise aynı sırada ülkede Avrupa’ya bir “Haçlı Seferi”ne karşı, sözel ve düşsel direniş savaşı başlatma havasında.
Böyle bir ortamda, CHP’nin elinde kalan tek demokratik hukuk yolu olan AİHM başvurusunu, Türkiye’yi düşmana gammazlamak olarak niteleyeceklerdir diktacılar.
Bu başvurunun her Türk vatandaşı ve kurumu için anayasal bir hak olmasına aldırmadan, daha önce Tayyip Erdoğan’ın üç kez, Abdullah Gül’ün bir kez bu mahkemeye başvurmuş olmasını bilmezden görmezden gelerek, suçlamada bulunacaklardır.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Aktay’ın, 16 Nisan referandumunun hemen ertesinde “evet oylarının çalındığı” iddiası, AKP takımının yandaşlarında algı yaratmak için, toplumsal hamakatı sonuna dek zorlayarak, her türlü akıl sır almaz iddiayı uluorta yaymaya kararlı olduğunu göstermektedir.
Bu durumda CHP’nin suçlamalardan yılıp sinerek, geçmişte Tayyip Bey’in de hem de üç kez kullandığı bu hakkı kullanmaktan vazgeçmesi bir şeyi değiştirmeyecek, “düşman Avrupa!” ile işbirliği suçlamaları ihanet çığlıklarıyla bezenmiş olarak, sürecektir.

***

Türkiye’de yalana dayanarak saltanat sürmek isteyen bir diktayı savunanlar, buna karşı koyanlar hakkında karalamak için söyleyecek hiçbir şey bulmasalar bile şunu diyebilirler:
- Evet, resmen, açıkça başvurmuyorlar ama el altından gammazlayarak, ihanetlerini sürdürüyorlar!
Yılarak, pısarak, sinerek bunları engellemenin olanağı yoktur.
Bunların üstesinden gelmenin tek yolu, diktaya karşı demokrasi mücadelesi verirken, anayasadan ve altında T.C’nin imzası bulunan uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını kullanmakta olduğunu ve kullanmaya devam edeceğini yüksek sesle haykırmak ve asıl ihanetin demokrasinin yerine diktayı ikame etmek olduğunu tok sesle söylemektir.
CHP, diktayla mücadele etmek ve bu mücadelesi sırasında, elinde kalan tek bağımsız ve tarafsız yargı organı AİHM’ye başvurma konusunda kararlı ise AKPM müzakereleri sırasında içinde bocaladığı ikircikli tavrı süratle bir yana bırakmalı ve mesnetsiz suçlamaların üstüne üstüne gitmelidir.
Faşizmle mücadele bazı şeyleri göze almayı zorunlu kılar.
CHP bu konuda kararlıysa, bunları göze alıp, gereğini yapmak zorundadır.
Başka yolu yok!  


Yazarın Son Yazıları

Sivil darbeci kafası 26 Ocak 2021
Cüppeli vesayet 22 Ocak 2021
Trump teselli mi? 19 Ocak 2021
İşte güzel haber 5 Ocak 2021
Böylesi daha doğru 1 Ocak 2021
Bir şulesi var ki... 22 Aralık 2020
O ne biçim söz öyle!.. 18 Aralık 2020
Mucize beklerken 15 Aralık 2020
Özüne bakalım 8 Aralık 2020