‘Doğan Abi’li Anılar

17 Kasım 2013 Pazar

Sevgili,
Sen bu satırları okurken, inşallah Londra’da olacağım. Cuma günü de Doğan Koloğlu’nun cenazesine bu yüzden gidemedim; aklım onda kaldı.
Cuma günü, birlikte yargılandığımız davada Doğan Koloğlu’nun yiğit tavrından söz etmiştim. Mine unutmuş olayın ne olduğunu, sordu.
Olay şu:
1969 yılı, Akşam’da haftada iki gün dış politika yazıları yazıyorum. Küba ile ilgili yazı yüzünden TCK 142’den dava açılmış.
O zamanlar, yazıları yazanlarla birlikte yazıişleri müdürleri de yargılanıyorlar.
Bir süre önce Şadi Alkılıç, Yunus Nadi yarışması için Cumhuriyet’e gönderdiği “Tek Yol Sosyalizm” başlıklı yazısı dolayısıyla tutuklanıp içeri atılmış, yargılanmakta. Onunla birlikte yazıişleri müdürü Kayhan Sağlamer de yargılanıyor. İnönü de bu durum üzerine üzüntülerini belirten şu açıklamayı yapmıştı:
- Yazık oldu Kayhan’a!
Bunun üzerine Kayhan’ı kurtaracak bir formül aranıyor ve bulunuyor:
“Yazıişlerinin tahsil düzeyi yazıdaki propagandayı anlayacak düzeyde değildir.”
Böylelikle yazar yattı, yazıişleri müdürü sıyırdı.
Bu formül tuttu; bizim savcı da benim mahkûmiyetimi isterken, Doğan Koloğlu için beraat talebinde bulundu.
Savcı talebini açıklar açıklamaz, Doğan Koloğlu öyle sunturlu bir küfür savurdu ki!
Sanırım hem savcı hem yargıçlar bunu duydu.
- Eyvah, dedim, şimdi hapı yuttuk!
Neyse ikimiz de beraat ettik.
42 yıl önce Türkiye’de yargıçlar vardı!

***

Yıl 1973, Cankurtaran Kalyon Oteli’nde Kemal Biselman, Çetin Altan ve ben oturuyoruz. Biselman, Çetin Altan’a Yeni Ortam’a gelmesini öneriyor, o reddediyor. Lafı değiştiriyor:
- Boş ver bunları, bak kebabımızı yiyor, rakımızı içiyoruz. Doğan hâlâ içeride, tam bir yıl yan yana yattık. Bir kez olsun dönüp, bana “senin yazıdan yatıyorum” demedi.
Evet öyleydi, demezdi, yüksünmezdi, sonra da çıkınca şişinmezdi.
Doğan Abi’den on yıl sonra biz dört Galatasaraylı daha onların koğuşunda yattık.
C-16 kaçakçılar koğuşuydu. Onların suçları Özal’ın deyimiyle ekonomik suçtu. Daha yumuşak huylu insanlardı. Olanaklar daha fazlaydı. Yani hapishane idaresi, mahpus jargonuyla Doğan abilere de, bize de kıyak geçmişti.
Herhalde Doğan Abi’nin koğuşta forsu yüksekti. Ne de olsa futbol dünyasından geliyordu. Belki de orta avluda yapılan maçlarda hakemlik yaptığı falan da olmuştur.

***

Sağmalcılar’da bizim zamanımızda futbol maçları keyifli olurdu. En meraklılardan biri de, dişleri dökülmüş olup, olduğundan en aşağı 20 yaş daha fazla gösteren çaycımız Turan’dı.
Halim selim bir çocuktu, ama konu futbola gelince, Fenerbahçe taraftarı Turan’ı susturabilene, durdurabilene aşk olsun. Aşırtma toplar ve duvar paslarıyla kaleye yöneldiği için lakabı da Eşape idi.
Eşape’nin gözleri iki kez ışırdı; bir futbol maçlarında takıma alındığında (çünkü çok iyi oynamadığı için hep almazlardı), bir de ziyaret günleri annesi geldiğinde.
Benim gazeteci olduğum ve zaman zaman maç eleştirileri yazdığım bilindiğinden, futbol ile görüşlerime de başvururlardı arada.
Ben de gönlü olsun diye ikide bir lafı dolandırır, Eşape’ye getirir ve “bizim Eşape iyi oyuncu” derdim.
İtiraz ederler, Eşape’yi kızdırırlardı. O da hemen yapıştırırdı cevabı;
- Oğlum Ali Abim “İyi oynuyor” diyor, o gazeteci, sen ondan iyi mi bileceksin!
Eşape Turan’ın yatağı Hüseyin Baş’ın üstündeki ranzadaydı.
Hüseyin sevimli bulduğu Eşape’nin suçunun ne olduğunu, başlarda bilmezdi.
Bir gün bir baktım bizimkiler, bir araya toplanmışlar Hüseyin’e takılıyorlar.
Yaklaştım sordum:
- Ne oluyor?
Gencal bir kahkaha patlattı.
- Hüs, Eşape’nin suçunu öğrendi, sindirmeye çalışıyor.
Gerçekten bizim halim selim munis çaycı Eşape Turan, bir oğlan çocuğunun ırzına geçtikten sonra öldürmüş, doğrayıp parçalara ayırmış, sonra da bavulunda parçalanmış cesetle yakalanmıştı!  


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020