Futbolcu var, futbol yok

10 Temmuz 2016 Pazar

On yıl kadar oluyor, Paris’te Pompidou Sanat Merkezi’nde, geçenlerde (21 Haziran 2016) Celal Üster’in de yazısında söz ettiği, Fransız ressam Nicolas de Stael’in futbolu işleyen yapıtlarını gördüğümde çok etkilenmiştim. O güne değin hep düşünmüşümdür, ressamlar neden futbol konusunu resmetmezler diye.
Çocukluk yıllarımdan beri futbol tutkunuyum. Dün toprağa verdiğimiz Turgay Şeren’i ilk kez seyrettiğimde, Galatasaray İlkokulu’nun 3. sınıfındaydım, çocukluk, gençlik geride kaldı, hayatın sonuna geldim, artık televizyondan izler de olsam, hâlâ ilgim sürüyor.
Sevinçle görüyorum ki, ciddi, değerli nice insan da 20. yüzyılda olduğu gibi, 21. yüzyılda da toplumsal bir fenomen olmayı sürdüren futbolu önemsiyor.
Gerçekten de futbol hayatımıza renk, çeşni katan bir öğe.
Bir gün Ali Sami Yen’de maç izlerken görünce şaşırdığım sanatçı dostum Ali Ulvi dert yanmıştı:
- Benim futbola ilgim geç başladı. Geç kaldığım için de bunca yıl neler kaybetmişim diye üzüldüm hep.
Sonra da nasıl Galatasaraylı olduğunu şöyle anlattı:
“Çocukluğumda bir gün sordular hangi takımı tutuyorsun diye, ben öyle bir şey bilmiyorum, anlattılar, sonra da üstelediler: ‘Yani Fenerli misin, yoksa Galatasaraylı mı?’.
O sırada karşımda kırık dökük bir sokak feneri, feneri hiç gözüm tutmadı, ben de ‘Galatasaraylıyım’ dedim.”

***

Nice ciddi adam, futbola gönül vermiştir, nedense pek bilinmez. Örneğin Galatasaray taraftarı olan Uğur Mumcu’nun Bahçelievler Deneme Lisesi yıllarında Turgay Şeren’i kendine örnek almış gözünü budaktan sakınmaz bir kaleci olduğunu, zarif Haldun Taner’in usta futbolculuğunu, Orhan Kemal’in stiliyle Adana’nın en iyi futbolcuları arasına girdiğini, keza Adana yıllarında Turhan Selçuk’un acar santrfor olarak meşhurken kardeşi İlhan Selçuk’un da milimetrik paslar atan bir orta saha oyuncusu olarak parladığını, Selçuk kardeşlerin, Fenerbahçe’de oynamayı tasarladıklarını kaç kişi bilir?
Diyeceğim o ki, futbol, hırt ve maganda olmayanların hayatını güzelleştirir, yıldız futbolcu yaşamımıza renk katar.
Dün toprağa verdiğimiz Turgay Şeren de bunlardan biriydi. Kendisine teşekkür borçlu olduğumuzu söylerken çok kişinin duygularına tercüman olduğumu sanırım.
Büyük kaptana rahmet dilerim.

***

Bu akşam aynı zamanda, Fransa ile Portekiz arasında Avrupa futbol Şampiyonası’nın finali oynanıyor. Kendi açımdan Portekiz’in oynadığı futbolu beğenmediğimi, turnuvanın fazla keyif vermeyen takımlarından Portekiz’in finali oynamasının bende düş kırıklığı yarattığını söyleyebilirim.
Ama asıl büyük düş kırıklığım, gruptan çıkmayı başaramayan bizim milli takım oldu.
Zaten pek fazla bir beklentim yoktu. Ama takımın oynadığı futbol tek kelime ile rezaletti, finallerde izlediğim takımların en kötüsü bizimkiydi.
Bütün takımların bir futbol mantalitesi, bir oyun stili varken, bizimkilerde her şey dökülüyordu.
İyi futbolcularımız var, her zaman da oldu. Ama iyi futbolumuz, büyük istisna dönemleri hariç hiç olmadı.
Bu kadar imkân sağlanıyor, bu kadar para yatırılıyor, saray gibi statlar yapılıyor, ama futbol içler acısı.
Futbol sahaları adeta Dorian Gray’in portresi misali, toplumsal aksaklıklar, başı bozukluklar ve çirkinlikleri yansıtıyor.
Yazık koca Turgay Şeren’i uğurlarken futbolumuz için yazılabilecekler bunlar olmamalıydı.
Neyse deveye sormuşlar, “Boynun neden eğri?” “Nerem doğru ki” diye yanıtlamış.  


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020