Geç kalmış toplumlar

25 Ocak 2022 Salı

Her yıl Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak ile Muammer Aksoy’un öldürüldüğü 31 Ocak tarihleri arasında, demokrasi ve adalet uğruna can veren aydınlarımızı anmak amacıyla adalet ve demokrasi etkinlikleri yapılır, bu hafta da öyle olacak ve bu yiğit insanlarımızı anacağız.

Yakınındakilerin hepsi tanıktır ki Uğur Mumcu öldürüleceğini bilerek, tabii ki ölümü istemeden ama savaşımını da aksatmadan, gözünü kırpmadan yaşadı.

Toplumlar, o ve onun gibilerin karşısında ayağa kalkar, düğmelerini saygıyla ilikleyip eğilirler.

Bu noktada hep iki şeyi düşünmüşümdür:

Toplumun büyük çoğunluğu Uğur Mumcu’ya büyük sevgi gösteriyor, yaşamı süresince, onu sevgiyle, muhabbetle kucaklıyordu, şimdi anısı karşısında ayağa kalkıyor.

Ama şöyle bir düşünelim: Kim oğlunun, ağabeyinin, babasının, kocasının, yavuklusunun Uğur Mumcu olmasını ister ki?..

Yaşamının da ölümünün de ortaya koyduğu gibi, Uğur Mumcu olmanın kolayca karşılanmayacak bir bedeli vardır. O, bu bedeli, soğukkanlılıkla, düşünüp taşınıp, hesaplayıp kabullenmemişti. Tanığımdır ki tıpkı, Jordano Bruno gibi, başka türlüsünü yapamayacağı için öyle yapmıştır.

Yirminci, yirmi birinci yüzyılda, ancak geç kalmış toplumlar, Uğur Mumcu’larıyla iftihar ederler. Çünkü artık ancak geç kalmış toplumlar içinde debelendikleri çağdışılık çukurundan kurtulup insanlık ailesinin öbür üyelerine yetişmek için Uğur Mumcu’lara ihtiyaç duyarlar. 2021 yılında SİMGE Yayınları’ndan piyasaya çıkan “Uğur Mumcu’dan Mektup Var” adlı küçük kitapçık, (derleyen Ümit Arslanbay) Uğur Mumcu’nun, Bahçelievler Lisesi yılları Ankarası’nın ve Bahçelievler’deki ortamın ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.

Uğur Mumcu’nun Bahçelievler Lisesi’nden arkadaşı olan Prof. Önder Pekcan’ın kaleminden çıkan bu küçük kitapçık, Uğur Mumcu’nun arkadaşına yazdığı mektuplarda, sonraki Türkiye’de adından söz ettirecek birçok ünlü kişiyle birlikte içinde yaşadıkları ortamı son derece başarıyla yansıtmakta ve Uğur’un, Cumhuriyet’in parlaklığı daha o zaman kendini belli etmeye başlamasına rağmen, ilk bakışta Uğur’un o ortamın alelade herhangi bir gencinden (toplumsal olaylara olağanüstü ilgi daha o zamandan belli oluyor) biri olduğunu göstermektedir. Okunmasını salık veririm.

***

Çağımızda bir Finli Uğur Mumcu düşünün! Bu çağda obskürantist hareketin toplumu sürüklenmeye zorladığı karanlık ufuklara savrulmaya karşı, yaşamını ortaya koyarak direnen bir Finlandiyalı, hukukçu, gazeteci ve aydına ihtiyaç yok ki birinin komik duruma düşmeden bu role soyunması yadırganmasın. Yirminci ya da yirmi birinci yüzyılda Finlandiya’da Türkiye’dekine benzer bir mücadeleyi vermeye kalkacak bir Uğur Mumcu, Don Kişot olmaya mahkûmdur.

Uğur Mumcu, Türk Cumhuriyet devriminin bir projesidir. Anadolu bozkırında aydınlanmacı hareketin çiçeklerini açtırmayı hedefleyen, Türk aydınlanması, Cumhuriyet devrimini gerçekleştirdiği gibi, onun koruyucu, kollayıcı güçlerini yetiştirmeyi de becermiştir.

Bugün gelmiş olduğumuz yere bakınca, bu koruyucu kollayıcı öğelerin nitelik bakımından oldukça başarılı olmalarına karşın, nicelik olarak yetersiz kaldıklarını söylemek mümkündür.

Türkiye’de Cumhuriyet devriminin ürünü olan aydınlanmacı insanın yetiştirilmesi açısından nitelik bakımından yeterince yol alınmış olmasına karşın, nicelik bakımından eksik kalındığı görülmektedir.

Sorun bir nitelik değil, bir nicelik sorunudur. Ne yazık ki demokrasi de bir nicelik olayıdır. 

Olaya bu açıdan baktığımız zaman, toplumun, bugün Uğur Mumcu’nun uyarılarına yeterince kulak asmamış olmasının sonuçlarını çekmekte olduğunu görmekteyiz.

Adalet ve demokrasiye bu kadar uzak ve hasret kalmamız, Uğur’a yeterince kulak verip toplumca gereğini yapamamamızdan kaynaklanmaktadır. 

Demek ki karanlıkların aydınlığa çıkabilmesi için birilerinin yanması yetmiyor, ayrıca toplumun o ateşten yeterli dersi de alması gerekiyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Neden yıkıyorlar? 20 Mayıs 2022
Güvence 13 Mayıs 2022