Hangisi Türkçe ki?

23 Mart 2017 Perşembe

Devlet Bahçeli referandumdan “evet” çıkarsa sistemin başında ki kişinin diktatör olup olmayacağı yönündeki soruya net yanıt vermiş:
- Hayır olmaz!
Gerekçesi de bir o kadar ilginç, bir o ka dar net:
- Çünkü “diktatör” Türkçe değil.
Yanıttan önce, sorunun üzerinde dur mak istiyorum.
Soru abes.
Bir olay gerçekleştikten sonra, onun olup olamayacağı sorulması gibi, bir ül kede kuvvetler ayrılığı ilkesi çiğnendik ten, yürütme, yasama ve yargının dizginleri tek kişinin elinde toplandıktan sonra, hâlâ “Acaba gelecekte dikta olur mu” diye sor mak da saçmadır.
Cevaba gelince: Diktatör sözcüğü Türk çe olmadığı için Türkiye’de dikta olmaya cağını söylemek, “kanser sözcüğü Türkçe olmadığından Türkler kanser olmaz” de mekle eşanlamlıdır.
Oysa kanser Türkçe olmasa da, Türkler şakır şakır kanser oluyorlar.
Ayrıca aynı mantıkla, Türkiye’de hiçbir şeyin olmayacağına hükmetmek gerekir.
Öyle ya, hangi sözcük Türkçe ki?
Parlamentarizm, demokrasi sözcükleri de Türkçe değil, siyaset biliminin sosyal bilimlerin sözcükleri içinde Türkçe olanlar yok. Hepsi yabancı dilden gelip yerleş miş, kimi olduğu gibi kullanılmış, kimi ter cüme edilmiştir.

***

Türkiye bilimde öncülük etmiş, her alan da yeni kavramlar üretmiş, ihraç eden bir ülke değil. Daha çok kavram ithal ediyor.
Bununla birlikte kavramları ithal ederken onları eğip bükerek kendine uyduruyor, kendine özgü bir hale getiriyor. Bu tür çar pık kavramlar da bu halleriyle, başka bir dile çevrildiğinde hiçbir anlam ifade etmez, garip bir hale bürünüyorlar.
Örneğin her dilde sağ sol kavramları var dır ve sağ sol yelpazesi içinde bir kişinin ya da hareketin yerini belirlerken, bazı hal lerde “extreme” deyimi kullanılır. Bundan kastedilen, kişinin ya da hareketin sağ veya sol yelpazenin ucunda bulunduklarıdır.
Bu olgu Türkçede “aşırı sol ve aşırı sağ” olarak nitelendirilir ve de bu durum nedense yıllardır kullanılırken kimseyi ra hatsız etmez.
Oysa bir yargı taşımayan tarafsız olarak yer belirleyen uç kavramına karşılık, aşırı sağ veya aşırı sol deyimi tümüyle paterna list bir düşünce tarzını yansıtır.
Aşırı sol, uç sol gibi bir yer belirtme nin ötesinde, bunun yeterlinin, gereklinin ötesinde, zararlı olduğunu ifade eder. Yani özgürlüklerin ve düşüncelerin izne tabi olduğu ülkelerde, izin verilenin, ge rekli ve yeterli olanın ötesinde olmak an lamını taşır bu deyim. Deyim böyle olun ca, “aşırı!” solun cezalandırılmasını da kimse yadırgamaz.
Bakın bakalım, gelişmiş demokratik ül kelerin dillerine, bir tanesinde “aşırı sol” kavramını tıpatıp karşılayan bir sözcük bu labilecek misiniz?
Uğur Mumcu, deyimin abesliğini orta ya koyan bir deyiş bulmuştu. Ne zaman ne kokar ne bulaşır birini görse hemen yapıştırırdı:
- Aşırı ortacı!

***

Bizim gençliğimizde, serpintileri bugün hâlâ süren suçlayıcı bir kavram daha vardı:
“Kökü dışarıda akımlar.”
Kökü dışarıda diyerek düşüncenin üs tüne çullanmayı şiar edinmiş toplumun bi reylerine, “Neyin kökü içeride ki?” dediği nizde aval aval suratınıza bakarlardı.
Gerçekten de kökü dışarıda olmayıp yüzde yüz içeride olan hangi akım ve kavram vardı ki? Kapitalizm mi, sosyalizm mi, ulusçuluk mu, demokrasi mi, İslam mı? Bunların hepsi de dışarıdan gelmiş değil ler miydi?
Böyle bir kavramı da hiçbir çağdaş top lumda bulamayacağımız açıktır.
Diyeceğim o ki, toplumsal, siyasal, kül türel kavramlarımızın arasında yüzde yüz Türk malı olan birini bulmak hemen hemen imkânsızdır.
Alıp, kendimize mal ettiğimiz kavramla rı da o hale sokuyoruz ki, başka ülkelerde dolaşıma giremez hale geliyorlar.
İşte 16 Nisan günü oyumuza sunulan “Türk usulü başkanlık sistemi” de onlar dan biri.
Demokratik toplumlar bunu kendi dille rinde ancak “diktatörlük” olarak tanımlaya biliyorlar.
Türkçesine ne diyeceğiz?
Sayın Bahçeli bir zahmet açıklasa da öğrensek...


Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020