‘Haram Lokma’

31 Temmuz 2014 Perşembe

Yakın zamana kadar “o yollarda beraber yürünen” ama artık düşman konumuna gelen cemaate karşı polis içinde sürdürülen operasyonun en unutulmayacak anı, hiç kuşkusuz eski Terörle Mücadele Şubesi Müdür Yardımcısı Hayati Başdağ’ın kelepçeli ellerini yukarı kaldırarak, heykel gibi dururken, bir yandan haykırmasıydı:
- Haram lokma yemedim.
Dünün cellatları, böylelikle bugünün kurbanları görünümüne bürünüyorlardı.
Böyle olaylar görülmüştür. Nazi Almanyası’nda “Sturma Abteilung”ların (SA) tasfiye edildiği 30 Haziran 1934 gecesi de 1000 kahverengi gömlekli öldürülüyor ve tarihin en ünlü cellatlarının kimileri bir anda kurbana dönüşüyordu.
Haram lokma konusuna gelince:
Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaların sanık ve şüphelilerine uygulanan yargısız infaz yönteminden biz kaçınacağız ve Hayati Başdağ’ın “haram lokma yiyip yemediği” konusunda bugünden bir şey söylemeyecek, yargı kararını bekleyeceğiz.
Yalnızca bir noktayı vurgulamak isterim.
Bir zamanlar, Hayati Başdağ henüz iktidarın gözdesi olarak, Terörle Mücadele Şubesi Müdür Yardımcısı iken, 557 maaş taltif almıştı.
Haklarında soruşturma sürdürülen emniyet mensupları arasında astronomik taltif düzeyine erişmiş olan yalnız Başdağ değil, Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün 731 maaş taltife ulaşmış.
Bu taltiflerin hangi “üstün başarı!”ların sonucu olduğunu takdirinize arz ederim.

***

Bu arada haram ile ilgili bir noktayı daha vurgulamak isterim:
Haram illa rüşvet veya hırsızlık şeklinde olmak zorunda değildir. Adaleti zulme çevirmek de haramdır, hem de en âlâsından.
Ama korkarım ki, Hayati Başdağ’ın haram yiyip yemediği konusunda sağlıklı bir sonuca hiçbir zaman varmayacağız. Çünkü Türk Hukuk Kurumu Başkanı, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun da belirttiği gibi, sadece “17 Aralık”ı kapsayan soruşturmadan bir sonuç çıkmayacaktır. Tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi, Erdoğan bu dosyanın da “savcısı, avukatı, hâkimi ve belki de infaz memurudur”.
Kanadoğlu’nun bu gerçekleri dile getirdiği gün Erdoğan gözaltında olan polislerin cep telefonlarını talimatla toplatıyor, onlarla birlikte fotoğraf çektirenleri de suçlu ilan ediyordu.

***

Adaleti zulme çevirmenin bir örneği de, bir görevliye görevinden ayrıldıktan iki yıl sonra meydana gelen bir olayın hesabını sormaktır. Avukatlarının iddiasına göre “Sahur Operasyonu”nda gözaltına alınan ve önceki gün İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimi İslam Çiçek tarafından tutuklanan eski İstanbul Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Yurt Atayün’e böyle bir soru sorulmuştur.
Yurt Atayün’ün, Balyoz Davası soruşturmasında görev aldığını ve Balyoz’da da benzer durumların yaşandığını belirtmek isterim. O zamanlar bu işler Emniyet ile Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri aracılığıyla yürütülüyordu.
Eski “özel yetkili mahkemeler”in yerini şimdi malum HSYK tarafından özel olarak atanmış ve de bu işlerle görevlendirilmiş sulh ceza yargıçları aldı ve yeni bir özel yargı oluştu.
Böyle olunca gayet ilginç durumlarla da karşılaşılıyor. Örneğin Tevhid ve Selam Örgütü’nü dinleme kararını veren hâkimler, o dinlemeyi yapan polislerin de bu yüzden tutuklanmalarına karar verebiliyor.
Bu arada söz konusu örgütün mensuplarının bir kısmının Başbakan ve kimi bakanların danışmanı olduğu göz önünde bulundurulunca, Saygı Öztürk’ün şu sorusu gündeme geliveriyor:
- Terör örgütü üyeliğiyle suçlanan kişiler o danışmanlık görevlerinde ne arıyorlar?
Kısacası Hayati Başdağ’ın haram yiyip yemediğini açıklıkla öğrenemeyeceğiz.Çünkü bu soruşturmadan ve bu yargıdan adil bir karar çıkmaz.
Olsa olsa, zalim ile mazlum yer değiştirecektir ki, bu da zulmün yok olmasını sağlamaz. Zaten devletliler de öyle bir şey istemiyorlar ki!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Düzen namus istemiyor 23 Temmuz 2021
Bir 20 Temmuz sabahı 20 Temmuz 2021
İstese de gidememek 13 Temmuz 2021