‘İster asarım ister keserim’

11 Eylül 2020 Cuma

Akıl, Devlet Bahçeli’nin bir kez daha ısıtıp önümüze sürdüğü idam cezasının yeniden yürürlüğe konulması önerisinin ciddiye alınıp kabul görmesinin pek mümkün olmadığını gösteriyor. Ama yine de belli olmaz. Burası Türkiye, burada olmaz olmaz. Nitekim, Ayasofya’nın müze olmaktan çıkarılması konusunda da Cumhurbaşkanı, başlangıçta karşı çıktığı, arkasında oyunlar olduğunu söylediği öneriye sonradan evet dedi ve akla izana aykırı olarak müze olmaktan çıkarma kararı alındı.

Bu kez de öyle olmayacağına dair elimizde hiçbir güvence yok.

Bakarsınız önümüzdeki günlerde idam cezasının yeniden konulması gündeme oturmuş.

Cumhurbaşkanı’nın daha önce söylediği “İdam cezası Meclis’ten geçip önüme gelsin imzalarım; Batı’nın ne dediği değil, milletimin ne dediği önemlidir” sözü, böyle bir olasılığın çok da zayıf olmadığını gösteriyor.

Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde ise Türkiye ile Avrupa Konseyi (AK) karşı karşıya geleceklerdir.

***

Bilindiği gibi, Avrupa Konseyi, idam cezalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna karar vermiş, 6. ve 13. protokollerle de bunu tescil etmiştir. Türkiye, 6. ve 13. protokolleri imzalamış ve TBMM’de onaylamıştır.

AK, bu durumda Türkiye’den idam yasağına uymasını isteyecektir. 

AK, kısacası AKP’ye ve liderine açıklıkla şunu söylemektedir:

- Yok arkadaş, demokrasilerde öyle iktidar oldum diye, “ister asarım ister keserim” demek yok!

İyi de burada bir sorun çıkıyor. Tayyip Bey için egemenlik, iktidarın ister asarım ister keserim diyebilmesidir.

Nitekim 23 Nisan 2010’da ulusal Egemenlik Bayramı vesilesiyle geleneğe uyarak makamını, ilkokul 4. sınıf öğrencisi Elgin Koçubaba’ya devreden o zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan, bu sembolik devir sırasında şunları söylüyordu:

- Artık yetki sende; ister asarsın, ister kesersin

Tayyip Bey’in, artık kimseyi şaşırtmayan ve olaya yaklaşımındaki çarpıklığı yansıtan ulusal egemenlik konusundaki bu sözleri demokrasiye aykırıdır.

Günümüz dünyasında ulusal egemenlik ve bağımsızlık hiçbir iktidara, istediği gibi asıp kesme yetkisi vermiyor.

Artık, egemenliği ulus adına kullanan iktidarlar, temel hak ve özgürlüklere saygı göstermek, onları çiğnememek ve çiğnetmemek yükümlülüğü altındadır.

Uluslar da bu hususa uymayı kabul etmişlerdir. Örneğin Avrupa Konseyi üyeleri, kendi ülkelerinde, bireyleri işledikleri herhangi bir suç yüzünden ölüm cezasına çarptırma yetkisinden vazgeçmişledir.

Türkiye’nin 6. ve 13. protokole uymayı kabul eden imzasının anlamı budur. Türkiye’nin idam cezasını yeniden koyması halinde buna karşı çıkacağını Avrupa Konseyi de birçok kez açıklıkla dile getirmiştir.

***

Ama, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AK’nin bu konudaki görüşlerine itibar etmeyeceğini dile getirmiştir.

Görülüyor ki asıp kesmek konusunda Türkiye ile AK arasında büyük bir tartışma çıkacak, bir taraf “ister asarım ister keserim” öte taraf da “yağma yok arkadaş dilediğince asıp kesemezsin!” diye dayatacaktır.

Peki, bizler Türk yurttaşları olarak, “öyle istediğin gibi asıp kesemezsin” diyen AK karşısında ne yapacağız?

Bu çıkışı, emperyalizmin içişlerimize müdahalesi diye yorumlayarak “ister asarım ister keserim, sana ne!” davranışının yanında mı tavır alacağız, yoksa özgürlükler, insan hakları ve haysiyetin yanında mı duracağız?

Burada sağlıklı bir karara varmak için, her şeyden önce bilmek gerekir ki artık temel hak ve özgürlükler, hukukun evrensel kurallarına uygunluk ülkelerin egemenlikleri alanından çıkmış, herkesin saygı göstermesi gereken, insanlığın ortak değerleri arasında yer almıştır.

Bağımsızlık, “ister asarım, ister keserim!” ceberutluğu değildir. Antiemperyalizm, temel insancıl değerler konusunda, ülkeye göre değil, ilkeye göre davranmayı zorunlu kılar.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020