Kadınlar ve AKP

09 Mart 2021 Salı

Dün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” idi. Kadın hareketinin, Türkiye’nin gündemine ciddi olarak düştüğü 1970’li yıllardan bu yana, yakından izlemiş biri olarak o zamandan bugüne çok yol aldığını söyleyebilirim. 8 Mart’larda hiç değilse farkındalık açısından çok şey değişti.

Neydi hareketin 1970’li yılları?

O zamana kadar anamız, avradımız, yavuklumuz, kızımız olarak özenle üzerine titrerken, kendilerine biçilen muti, özverili, her zaman erkeğinin yanında ona destek olan kadın rolünü hiç tartışma konusu etmediğimiz ve ettirmediğimiz bir dünyada, ilk kez “kadınlarımız!”ın gerçekleri haykırmaları hepimizi hayretler içinde bırakıyordu.

Tutucu kesim için fazla mesele yoktu. Onlar temel tavırlarını bu alanda da sürdürmekteydiler. Zaten dünya görüşleri gereği sömürüye de karşı olmadıklarına göre... Ama bizler, sömürü düzenine karşı olduğunu ileri süren, özgürlüğü savunurken bir yandan da sömürü ve baskı düzeninin çarkları olmakta hiç beis görmeden yaşayan bizler ne yapacaktık?

***

O dönemde, bir 8 Mart etkinliğine konuşmacı olarak çağrılıydım. Söyleşi bittikten sonra bir yere gideceğimizden orada buluşmayı kararlaştırdığımız Mine, ben konuşmamı bitirdikten sonra geldi salona. Arkalarda bir yerden konuşmaları izlemeye koyuldu. Kadın olan diğer konuşmacılar, ne zaman “Ali Sirmen’in de belirttiği gibi” deseler, bakıyorum Mine de bir öksürük nöbeti. Ben bu öksürüklerin “Ben o Ali Sirmen’i bilirim, sizleri de ne söyleyerek yumuşattı ki acaba?” anlamına geldiğini biliyor ve gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Nitekim, konuşma bittikten sonra hemen yanıma gelip sordu:

- Sen ne söyledin ki herkes Ali Sirmen’in dediği gibi diyor?

- Hiç, kadın sorununun sınıflı toplumla ortaya çıktığını söyledim, dedim.

Neyse daha ondan önce hanım konuşmacılardan biri, “Evet kadın sorunu sınıflı toplumla ortaya çıkmıştır. Ama bunu söylemek yetmez, o sorun çözülene kadar ne olacak? Onu da söyleyin!” diyerek ağzımın payını vermişti.

O günün hiç unutmayacağım olayı ise yaşlıca bir erkek dinleyicinin kadınlara akıl öğretmesi oldu. Söz alan kibar zat, hanım konuşmacılara hak verdiğini söyledikten sonra, “ama” diyerek taktik olarak nasıl davranmalarının daha doğru olacağı konusundaki nasihatlerine başlayınca, dayanamayarak “Beyefendi kadınlar binlerce yıldır dayatılan erkek doğrularıyla buraya geldiler. Şimdi artık bırakalım da kendi yanlışlarını denesinler, belki kendi yanlışları kendileri açısından daha iyi olur” diyecektim ki yine kadınların önünde, onlar için neyin daha iyi olacağı konusunu iki erkek aralarında tartışıyorlarmış duruma düşmemek için sustum.

Kadınların, “kendi yanlışlarının!” dayatılan erkek doğrularından çok daha doğru olduğunu yaşayarak gördük, artık kadın özgürlüğü babında söylenenleri daha iyi anlıyor, hödük erkeksi çıkışlar yapmıyoruz. Bunları içselleştirip içselleştiremediğimiz ayrı bir konu.

***

O günden bu yana, kadın konusundaki görüşlerinde zerre değişiklik olmayan ise AKP, daha doğru deyişiyle siyasal İslamdır.

Kimilerinin, siyasal İslamın son günlerde İstanbul Sözleşmesi’ni hedef tahtasına taşımasını yadırgamalarını anlamak güçtür. Unutmayalım ki kadının aile içi şiddet ve kötü muameleye karşı korunması amacıyla kabul edilmiş bulunan İstanbul Sözleşmesi, özellikle toplumsal cinsiyet kavramına yaklaşımıyla eninde sonunda siyasal İslamın bu konudaki temel görüşlerinin reddiyesi niteliğindedir.

Siyasal İslamın toplumsal cinsiyet konusundaki yaklaşımları İstanbul Sözleşmesi’ne göre, bugün içinde bulunduğumuz feci durumun baş nedenidir.

Buna rağmen AKP’nin, İstanbul Sözleşmesi’nin yel yepelek yelken kürek ilk imzalayan ve onaylayan kuruluş olmasının nedeni ise anlaşmayı ya okumamış ya da okuduysa da anlamamış olmasıdır.

Olur mu böyle şey demeyin. Görüyoruz ki oluyor işte.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yasak ve önlem 20 Nisan 2021