Kaşıkçı olayında neden İstanbul seçildi?

16 Ekim 2018 Salı
<video:1112103>

Hâlâ üzerindeki giz perdesi aralanamamış olan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı ıolayına geçmeden önce, “Papaz” Brunson ile ilgili birkaç söz etmek gerek.
Mahkemenin Rahip hakkındaki hükmünü
ve kararını açıklamasından kısa bir süre sonra Donald Trump, Brunson’ı Oval Ofis’te ağırlarken eşzamanlı olarak da basın toplantısı düzenlediği gösteri
sırasında, bir yandan güya Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini gönderirken, bir yandan da Türkiye’nin itibarını sarsacak lafları sokuşturmayı ihmal etmiyordu.
Başkan, Brunson olayının seyrini anlatırken
“Bu konuda pazarlık etmedim, ben rehineler konusunda pazarlık etmem” derken, Türkiye’yi rehine alan devlet olarak
niteleyerek, küstahlık ediyordu.
Ama “Ver papazı, al papazı!” çıkışından sonra, Trump’a karşı söyleyecek fazla bir şey de kalmıyordu.
Ver papazı al papazı dedikten sonra ne oldu. “Papaz”ı alamadan (neyi aldığımızı takrire manidir hicabım!), “papazı” verdik.
Trump papazı istiyordu. Papazı aldı.
Türkiye öbür papazı istiyordu. Hava aldı.
Brunson’ın serbest bırakılmasından önce davanın savcısı değişti, ülkemizdeki uygulaması bir hukuk faciasına dönüşmüş
olan gizli tanıklar ve tanıklar ifadelerini
değiştirdiler ve papaz serbest kaldı.
Ankara bütün bunlara rağmen ısrarla, bağımsız yargının kimsenin etkisinde kalmadan
karar verdiğinde direniyor.
Herkes bu savı kös dinler gibi dinliyor ve şu yanıtı veriyorlar:
-Anlıyoruz, şimdi bağımsız yargınıza söyleyin de bi zahmet şu şu şu kişileri serbest bırakıversin!
Acaba Brunson’ı serbest bırakan iradenin bağımsız yargı olduğuna inanan var mı?

***

2 Ekim günü İstanbul’daki Suudi Arabistan
Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden haber alınamayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı ise resmen gizini korurken, Kaşıkçı’nın makalelerini yayımlayan ABD’nin önde gelen ciddi gazetelerinden Washington Post, son derecede önemli bir iddia ortaya atmış bulunuyor.
Gazeteye göre Türk yetkililerinin elinde Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında öldürülüp
parçalandığını ispatlayan görüntü ve ses kayıtları mevcutmuş.
Washington Post’a göre bu kan dondurucu
kayıtları Türk yetkilileri, Amerikalı muhataplarıyla paylaştıkları gibi bazı basın organlarının yöneticilerine de dinletmişlerdir.
Washington Post’un kayıtlar hakkında bilgi veren adını açıklamadığı yetkilinin bir kısmının korkunç olduğunu bildirdiği
kayıtlar, aynı zamanda olay günü Riyad’dan iki özel uçakla İstanbul’a gelen 15 kişilik Suudi heyetinin, Kaşıkçı’nın öldürülmesinden
sonra Suudi konsolosun konutuna gittiğini de ortaya koymaktadır.
Olayın üstündeki bir başka giz perdesi de Kaşıkçı’nın kendi ayağıyla tuzağa nasıl düştüğü, normalde herkesin hissedebileceği tehlikeyi nasıl olup da sezemediğidir.

***

Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Konsolosluğu’na Türk nişanlısı ile evlenme
muamelesini yaptırmak için başvurduğu
biliniyor.
Bilinen bir başka husus da Cemal Kaşıkçı’nın nikâh muameleleri için ilk kez Washington’daki Suudi Konsolosluğu’na başvurduğudur.
Planın o aşamada yapıldığı tahmin ediliyor.
Fakat daha sonra Suudi yetkililer, planı yürürlüğe koymak için Kaşıkçı’ya İstanbul’daki konsolosluğa gitmesini söylüyorlar.
Burada ilk akla gelen de Suudi
makamlarının Cemal Kaşıkçı’nın Washington’da öldürülmesine ABD yönetimi ve kamuoyunun göstereceği büyük tepkiyi göğüsleyemeyeceklerini düşünmüş olmalarıdır.
“Nasıl olsa ‘faili meşhur, faili meçhul’ler ülkesi olan Türkiye faili meçhullere daha alışıktır. Bu da onlar arasında kaynar gider, Türkiye’nin tepkisi de ABD’ninki kadar büyük ve kahredici olmaz” düşüncesinin, olay mahalli
olarak İstanbul’un seçilmesinde etken olup olmadığı konusundaki ilginç soru ise henüz yanıtlanmış değildir.
Bu durumda Türk makamlarının Washington Post’un sözünü ettiği kayıtlar hakkında açıklama yapmaları daha da önem kazanıyor.


Yazarın Son Yazıları

Sivil darbeci kafası 26 Ocak 2021
Cüppeli vesayet 22 Ocak 2021
Trump teselli mi? 19 Ocak 2021
İşte güzel haber 5 Ocak 2021
Böylesi daha doğru 1 Ocak 2021
Bir şulesi var ki... 22 Aralık 2020
O ne biçim söz öyle!.. 18 Aralık 2020
Mucize beklerken 15 Aralık 2020
Özüne bakalım 8 Aralık 2020