Korku

28 Temmuz 2015 Salı

Değerleri okurlarımdan, Mustafa Karahan 23.07.2015 tarihli yazımla ilgili bir mesaj göndermiş. Karahan, yazıda yaptığım uyarıyı korku ifadesi olarak algılıyor. Başka okurlarda da aynı olgunun oluşmaması için, bu yazıyı yazmak zorunlu oldu.
Türkiye şu anda çift yönlü bir terör saldırısı karşısındadır.
Yetkililer ne kadar inkâra yeltenirlerse yeltensinler bu “ısmarlanmış bir terör”dür.
AKP’nin tek başına iktidarı yitirmesinin ülkede siyasi, ekonomik, sosyal istikrarsızlığa yol açtığı izlenimini doğurarak, hükümet bunalımı yoluyla zorlanacak erken seçimde, Tayyip Bey’in istediği sonuçların sağlanmasına yönelik bir kaos ortamı yaratılmaya çalışılıyor.
IŞİD terörü, bu iş için biçilmiş kaftan.
İktidar, ne kadar aksini söylerse söylesin, IŞİD’in doğup palazlanmasında, gerek genel Suriye politikasıyla, gerekse IŞİD’i PYD’ye karşı kullanmak için fanatiklere verdiği destekle, gelişmelerin birinci derecede sorumlusudur.
Sınır boyu ve ötesinde, TSK’nin giriştiği operasyon doğru, fakat gecikmiş bir girişimdir.

***

Artık bilmeliyiz ki, IŞİD yalnız sınırda değil, ülkenin her yanındadır.
O açıdan, IŞİD terörü her an ülkenin her yanında patlak verebilir. Buna karşı tek başına TSK’nin alacağı önlemler yeterli değildir.
Devletin ya da doğru deyişle devletten geriye ne kalmışsa, onun topyekûn seferber olması gerekiyor. Tabii burada devletin kurumlarının hangisine ne kadar sızma olduğu sorusu geliyor gündeme.
Görülüyor ki, şu anda Türkiye’nin iki ateş arasındaki demokrasisi, iktidarın komploları ve terörün saldırıları karşısında öz savunma konumundadır.
Daha önceden de yaşadığımız kimi örneklere karşın, çok fazla alışkın olmadığımız bu yaygın teröre karşı yeni bir demokratik mücadele türü söz konusudur.
Burada terör ile mücadele ederken, onun tuzağına düşerek yöntemlerinin esiri haline gelmemek gerek.
Örneğin Cübbeli Ahmet Hoca diye bilinen Mahmut Ünlü, IŞİD’in “katlinin vacip olduğu, görüldüğü yerde katledilmesi” fetvasını verirken, IŞİD zihniyetinin ne kadar yaygın olduğunu da gözler önüne sermiştir.
IŞİD’e karşı, IŞİD zihniyeti ve yöntemleri de IŞİD’in zaferi demektir.

***

Yukarıda sözünü ettiğimiz, ne zaman ve nerede patlayacağı belli olmayan, her an her yerde karşılaşabileceğimiz terörle mücadelede iş başa düşüyor.
Bu durumda bilinen bazı gerçekleri tekrar anımsamakta yarar var:
Terörün yöntemi sindirmektir.
En büyük beklentisi, toplumun, özellikle demokratik güçlerin korku ve yılgınlığıdır.
Bu yılgınlığa kapılmamak, doğabilecek korkunun üstesinden gelmek gerek.
Ama bu aynı zamanda ısmarlanmış bir terör olduğuna göre, bilinçli olmak, eylemin ardındaki gizli gücü deşifre edip açığa çıkarmak için gerekli uyarıları da yapmak şart.
Bu durumda terörü taşeron tutan muktedirlerin oyunları konusunda insanları uyarmak, ne korkmak anlamını taşır ne de topluma korku aşılamak.
Terör karşısında, kendini de toplumu da korkunun pençesine teslim etmemek gerek.
Ama korkuyu yenerken yürekten çok, bilinçli beyinle hareket etmek gerekmez mi?


Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020