Mırıldanmayla başlar, tekmeyle biter

27 Eylül 2016 Salı

Hemşire Ayşegül Yüksel’in şort giydiği için otobüste bir magandanın tekmeli saldırısına uğraması olayına Başbakan Binali Yıldırım’ın “tepkisini mırıldanarak gösterseydi” temennisi, kimi çevrelerden güzel bir hoşgörü örneği olarak destek buldu.
Her şeyden önce Sayın Binali Yıldırım’ın, kendisini iktidar kervanının öbür politikacılarından ayıran ılımlı ve hoşgörülü yapısına duyduğum sempatiyi, burada vurgulayarak başlamak isterim söze. Hemen ardından da Sayın Başbakan’ın çağrısının genelde de hoşgörü temennilerinin hak ve özgürlükler sorununun çözümünde yetersiz kaldığını belirtmek isterim.
Demokrasilerde yurttaşların, kendi hak ve özgürlüklerine saldırı oluşturmadığı sürece, başkalarının yaşam tarzına hoşgörü göstermenin de ötesinde, hiçbir şekilde, müdahale etmemekle yükümlü olduğunu özümsemeleri zorunludur.
Vatandaş, bir başka vatandaşın yaşam biçimine ve düşüncelerine hoşgörü göstererek alicenaplık yapmış olmak konumunda değil, karşısındakinin düşünce ve yaşam biçimine karışmamak zorundadır.
Bunun aksine davranış suçtur, devlet tarafından da cezalandırılması zorunludur.
Demokrasi, yurttaşın hak ve özgürlüklerinin başkalarının hoşgörüsüne bağlı olmamanın ötesinde, kimsenin çiğneyemeyeceği, yasal güvenceler altında olduğu hallerde vardır. Başka bir deyişle, demokrasilerde bireylerin yaşam biçimleri ve düşünceleri başkalarının hoşgörüsüne, yani ihtiyarına tabi değildir.

***

Mahalle baskısının şu ya da bu etkenlerle kışkırtıldığı toplumlarda devlet, davranışlarıyla bu tür baskılara izin vermeyeceğini, göz yummayacağını, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklık ve netlikle belli etmek zorundadır.
Devletin bu alanda inandırıcı olabilmesi için, bütün inanç, düşünce ve yaşam biçimlerine eşit uzaklıkta olması, birini diğerine ya da diğerlerine üstün tutmaması gereklidir.
Bütün bunlar yapılmadığı, bu konuda yeterince inandırıcı olunmadığı takdirde, bir de kışkırtılmış mahalle bakısının şahlanmasının önüne engel çıkarılmadığı sürece, saygı ve hoşgörü çağrıları bir sonuç vermeyecektir.
Sokaktaki adam, herkesin yaşam biçimine saygıyı bir zorunluluk olarak içselleştirmediği, kendi yaşam biçimini, herkesin uyması gerektiği bir davranış kalıbı olarak, algıladığı sürece, tepkisini mırıldanarak gösterse bile sonuç değişmeyecektir.
Bu ahvalde, mırıldanarak başlayan tepki homurtuya, homurtu bağırarak azarlamaya, o da tekmeye, tekme zamanla “vurun kahpeye!”ye dönüşecektir.

***

Bilmem, bütün bu açıklamaların ışığında, devletin inançların birini veya bazılarını öbürüne veya öbürlerine tercih etmediği, bütün davranış biçimleri, düşünce ve inançlara eşit uzaklıkta bulunduğu düzenin, yani “laikliğin” neden demokrasinin onsuz olmazı olduğu anlaşılıyor mu?
Görülüyor ki, Sayın Binali Yıldırım’ın hoşgörü çağrıları, her türlü sempatiyi hak etmekle birlikte, demokrasimizi ve haklarımızı güvenceye almak açısından ne yazık ki son derecede yetersiz kalmaktadır.
Bu yüzdendir ki Binali Yıldırım’ın hoşgörüsüyle varabileceğimiz yer, olsa olsa burasıdır, daha ötesi yani demokrasi değil.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yine yasak 7 Mayıs 2021
Ulussuz devlet 4 Mayıs 2021
Ne sanıyordunuz? 30 Nisan 2021