Neden ben​​?

14 Nisan 2020 Salı

“Good evening ladies and gentlemen..” diye başlıyor anons ve sürüyor: “Mısır Havayolları’nın Atina-Kahire seferini yapmakta olan...” diye devam ediyor.

Siz, sigaranızı söndürmüş, koltuk arkalığınızı düzleştirmiş, kemerinizi bağlamış, koca uçağın sarsıla sarsıla havalanışını, her kez ilk defa hissettiğiniz tarifsiz duyguları iliklerinizin içinde duyarak pistte, saatte 220 km hızla ilerliyorsunuz...

Birazdan bulutların üstünde olacaksınız. Sigaranızı yakacak, kemerinizi çözecek, düğmeye basıp hostesi çağıracak, yerden 5 bin metre yüksekte bir esmer güzelinin getirdiği bardağa viskinizi kapağı boşaltmak üzere açarken çıkan, içinizde ürpertiler uyandıran “çıt” sesini duyarken, belki Nil kıyısında yapacağınız yürüyüşü düşüneceksiniz...

Kaptan Pilot Habip’in anonsu kulağınızda yankılanır:

“Kaptan pilotunuz konuşuyor. Şu anda 7 bin 500 feet yükseklikte Akdeniz üzerinde uçmaktayız. Dışarıda sıcaklık  -70 derece olup, aşağı yukarı elli dakika sonra ineceğimiz Kahire’de hava açık ve sıcaklık 33 derece olacaktır. Uçuşumuz normal geçmektedir.”

Düşünüyorsunuz, evet, her şey normaldir ve hayat güzeldir.

Oysa bu kez öyle olmayacak, Kahire’ye uçması gereken uçağınız sizi Malta’da günün en kanlı sorunlarından birinin göbeğine doğru sonu karanlık bir yolculuğa çıkaracaktır.

15 Kasım 1983 tarihli Atina-Kahire uçağını korsanlar kaçırmaktadır.                   

***

Ya da bir gün hiç beklemediğiniz anda birden kendinizi 2020 yılının bir mart akşamında, o güne dek görmediğiniz bir odada, karantinaya alınmış dışarısını seyrederken bulursunuz. Koronavirüsü kapmışsınızdır ve karantinadasınızdır.

Hayatta kimi zaman öyle bir an olur ki yaşamınızın doğal akışının birden kesildiğini ve sonu belirsiz bir doğrultuya yöneldiğini görüverirsiniz. Her şey birden öylesine anlamsız, öylesine küçük, öylesine yabancı, haksız (ne demekse!) gelir ki bir an gerçekdışılık duyusuna kapılıverirsiniz.

Olanların gerçekliğini kavrar kavramaz, zamanın gözlerini koca koca açtığı bir anın izlenimini uyandırdığı kısacık sürede soru oluşur usunuzda ve şaşkınlığınızın saydam duvarına çarparak yankılanır: 

- Neden ben? Neden ben? Neden...

***

Sorunuzun anlamı da yoktur, o yüzden yanıtı da.

O anda orada siz değil de başkası olsaydı, o da aynı soruyu soracaktı ve de aynı yanıtı alacaktı:

- Neden olmasın!

Sorunun yanıtı başka bir soru olduğuna ve soranlar dilediğince değişsin o değişmeyeceğine göre, sorunuzun bir anlamı yok demektir...

Şaşkınlığınız ise hep o türlü olayların başkalarının başına gelmesindendir.

Evet, uçakların kaçırılması, gemilerin batması, salgın hastalığın bulaşması hep başkalarının başına gelir sandığımız için, kendi başımıza gelince gerçek değilmiş izlenimine kapılırız.

Oysa o başkaları, gerçekte başkaları değil, bizzat biziz.                                                                  


Yazarın Son Yazıları

Acele kurtarıcı aranıyor 30 Haziran 2020
Böl ve yönet 26 Haziran 2020
Gazetecinin namusu 23 Haziran 2020
Yasaksız olmuyor mu? 19 Haziran 2020
Aldanma yok aldatma var 16 Haziran 2020
Seçim ile giderler mi? 12 Haziran 2020
Beni benden korumak 9 Haziran 2020
Doğrusu bu! 5 Haziran 2020
İhtiyarlık suçu 2 Haziran 2020
Normal 22 Mayıs 2020
Bir ihtimal daha var... 12 Mayıs 2020
O eski gençlere selam... 10 Mayıs 2020