Neyi Yaptığın Değil...

17 Mayıs 2013 Cuma

Mayınlı arazide tehlikeli şekilde gezindiğimin farkındayım. Korkarım daha önce olduğu gibi bu kez de haksız eleştirilere maruz kalacağım...

\n

7 Mayıs günü yayımlanan “Galatasaray’ın Birleştirici İşlevi” başlıklı yazım dolayısıyla değerli bir okurum tarafından bu işlevi yalnızca Galatasaray’a yüklediğim için eleştiriliyordum. Oysa, yazının içinde birbirini izleyen iki cümlede iki kez, bu olgunun yalnız Galatasaray’a özgü olmadığını, üç büyüklerin hepsi için geçerliliğini koruduğunu, adlarını da vererek belirtiyordum.
Daha başka bir okurum da kibarlık değil, terbiye sınırlarını da zorlayarak, beni olaylara yanlış tanı koymakla, yandaş olmakla eleştiriyordu.
Yandaş olduğumu hiç saklamadım. Ama orada, çok açık biçimde ad da vererek hem Galatasaray, hem Fener hem de Beşiktaş’ın önemli bir işlevlerini vurgulamaya çalışmaktaydım.
Nedense Galatasaraylılıkla
“itham edilmekteydim!”.
Aslında buna da fazla şaşmamam gerekirdi. Çünkü hem Cumhuriyet’te hem de Milliyet’te futbol yazıları yazdığım dönemlerde de, zaman zaman Cimbom’u eleştirdiğim zamanlar
“Sana da bir türlü takımı beğendiremiyoruz” diye sitem eden aziz dostum Gül Ar, ta 1950’li yıllardan beri Dolmabahçe İnönü Stadı’nı kapalı tribün sol kanadında takımı birlikte desteklediğimizi unutup beni yeterince Galatasaraylı olmamakla suçlayabiliyordu.

\n

***

\n

Bu kez, eleştiren okurum, şöyle sesleniyordu:
- Ne birleştirici işlevi? Gördünüz Galatasaray’ın öldürücü rolünü!
Kastettiği, derbinin sonrası fidan gibi bir Fenerli gencin bir Galatasaray taraftarı tarafından bıçaklanarak öldürülmesiydi.
Şimdi, kabul edilmesine asla imkân bulunmayan şu savunmayı yapacak değilim:
- Bunu yapan asla Galatasaraylı olamaz!
Pekâlâ da olur! Daha önce de olmuş, bir Galatasaraylı Taksim’de bir Leeds United yandaşını öldürmüştü. Üstelik, bu futbol yüzünden söndürülen ilk yaşam da değildi.
Yaşamının başındaki bir çocuk, temiz ve halis Fenerbahçe sevgisi yüzünden öldürülüyorsa, hepimizin ders alıp utanması gereken hususlar var demektir.
Öldürülen, evladımız Fenerli
Burak Yıldırım’a rahmet dileyip katil zanlısı Galatasaraylı Yusuf O’yu kınamak yetmez, olayın üstüne gitmeliyiz.
Şükrü Saracoğlu’nda meydana gelen olaylarda Galatasaray Fener ayırımı yapmadan her iki tarafın da sorumlu olduğunu görmezsek bu iş hep böyle sürer gider.

\n

***

\n

Taraftarın fanatizminde rant arayan medya mensubu, en katının bağnazlığını okşayan kulüp yöneticisi, futbol alanının şiddet yeşertmeye ne kadar elverişli olduğunu bilmesi gereken teknik direktör de olayın sorumluları arasında yer almıyorlar mı?
Olayı Galatasaray Fener rekabetiyle sınırlı tutmak da yanlış. Çünkü daha şümullü.
Faturayı,
“Batsın bu futbol” diyerek futbola kesmek de tıpkı toplumsal hamakatın sorumluluğunu televizyonun sırtına yüklemek gibi anlamsız.
Burada Frenklerin şu ünlü deyişini anımsamadan edemiyor insan:
- Önemli olan ne yaptığın değil, onu nasıl yaptığındır.
Dayanışma (tesanüt) iyidir. Ama hak gasbında toplumsal tesanüt faşizmi getirir, özgürlükte dayanışma demokrasiyi.
Bağımlılıkla mücadelenin her türlüsü gibi alkol bağımlılığıyla mücadele de iyidir.
Ama alkol bağımlılığı tehlikesi olmayan bizim gibi bir toplumda, alkol bağımlığıyla mücadele adı altında, onu da aşıp kendi yaşam biçimini dayatma yasası çıkarılıyorsa bu toplum sağlığını güçlendirmez, sağlıksız toplum yaratır.
Futbolun birleştirici yönü de vardır, ayrıştırıcı, düşman edici yönü de.
Bütün mesele onu ne yönde kullandığındır.
Evet değişmesi gereken futbol değil, ona yaklaşımımızı belirleyen bugünkü kafadır, tıpkı çoğunluk iktidarının değil, onu çoğunluk diktasına çeviren kafanın değişmesi gerekliliği gibi...

\n

Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020