Olmasaydı ne olurdu?

12 Kasım 2021 Cuma

Tarihin ne olduğunu kavramamış olanlar, onu nafile yere maziye sığınmak olarak kabul edenler, tarihi, ileriye doğru yol alırken bunu sağlama almak için geriye bakmak olarak değerlendiremeyip geriye gitmek için kullananlar, bakışlarındaki çarpıklığa uygun saçma soruları çok severler.

“Fransız devrimi olmasaydı daha iyi mi olurdu?” ya da Atatürk, Selanik’te doğacak yerde Diyarbakır’da doğsaydı burası Atakürdiye olmaz mıydı?” türünden soruların bir anlamı yoktur.

Halanın bıyıkları olsaydı, nasıl amcan olurduyu tartışmayan tarihin, Mustafa Kemal’in, 19. yüzyılın ikinci yarısının bütün dinamizmini bağrında barındıran Selanik yerine neden Diyarbakır’da doğamayacağını da anlamasını bir türlü sağlayamadıklarına bir şeyleri neden anlatamayacağını açıklamak da imkânsızdır.

***

Mustafa Kemal’in, o güne dek görülmemiş dehasıyla, tarihin akışını tersine çeviren bir süpermen olduğunu düşünenler ve bir toplumun yaşama ve değişme azminin simgesi olarak görmeyi beceremeyenler sorarlar: “Mustafa Kemal olmasaydı ne olurdu?”

Oysa tarihi gelişimin bir ürünü bir toplumun yaşama ve gelişme azminin simgesi olarak toplumsal bir olgu olarak zamanı gelince Mustafa Kemal, toplumsal fenomen olarak ortaya çıkacaktı. Nitekim çıktı da...

Mustafa Kemal daha Samsun’a ayak basmadan da Anadolu’da kongrelerde somutlaşmış kurtuluş iradesi yine yeşerecek ama büyük olasılıkla, kurtuluşu izleyen büyük çağdaşlaşma hamlesi, aydınlanma çabası yaşandığı biçimde olamayacaktı.

Ama bizim burada asıl yapmamız gereken, varsayıma dayalı, tahminlere dayalı “Ne olurdu?” yerine “Nasıl ve neden böyle oldu”nun sağlıklı yanıtını aramaktır.

Bu sütunlarda bu soru gündeme getirilmiş ve Mustafa Kemal’in antiemperyalist, aydınlanmacı, laik, demokratik devlet hamlesinin yerine emperyalist güçlerle antilaik, dinci, yağma ve talan rejiminin mücahitlerinin, komünizmle mücadele maskesi altında, devlet gücünü kullanarak, yeni bir merkez yaratarak Kemalist güçlerle savaşmaya koyuldukları vurgulanmıştı.

Şu anda kıyasıya sürmekte olan bu savaşta, Kemalizmin devlet tarafından topluma zorla kabul ettirilen tepeden inmeci merkez, dincilerin ise buna tepki gösteren, halkın tepkisi olan bir çevre olduğu doğru değildir. 

Asıl tepeden inme yaratılan merkez dincilerdir ve 80 küsur yıldır, saldırıların hedefi haline gelmiş olan da laik demokratik Cumhuriyettir.

***

Emperyalizmle kol kola yürüyen bu merkeze karşı amansız mücadele 80 yılı aşkın süredir devam etmektedir.

Ve “Laik, demokratik, aydınlanmacı Cumhuriyet hamlesi olmasaydı ne olurdu” sorusu bir kez daha gündeme getirilmiş bulunmaktadır.

Ulus birimini ve bilincini ıskalamış, tarikat ve cemaatler üzerine bina edilmiş bir toplum, kendi dalgalanması içinde bugüne kadar nasıl gelebilirdi kestirmesi zor. Ama zorlayarak, olmayana ergi yöntemine başvurarak, öngörüde bulunduğumuzda, ulaşacağımız sonuç üç aşağı beş yukarı şudur:

İçeride, karanlıkçı, cemaat ve tarikatlara dayalı, fetvayla yönetilen, ürettiğinden çok üreyen ve tüketen bir yağma ve talan düzeninin egemenliğinde, totaliter, demokrasi düşmanı, aydınlanma karşıtı, bölgedeki bütün tarikat ve cemaat çatışmalarına bulaşmış, dışarıda emperyalizmin bölgesel ve evrensel hedeflerine kilitlenmiş, planlarının eşgüdümünü üstlenmiş, bir tek adam rejimi altında yaşayan, yoksulluk yolsuzluk tezgâhında çırpınan sözde bağımsız bir ülke.

Yani emperyalizmle “obscurantisme”in, 80 yıllık mücadelesi sonucunda ulaşılmış üç aşağı beş yukarı bugünkü benzeri bir toplum.

Evet, olmasaydı da olurduk ama böyle olurduk.

Türkiye bugün böyle bir toplumu isteyenler ile istemeyenlerin mücadelesine sahne olmaktadır.

Ne dersiniz, siz böyle bir toplumda yaşamak ister misiniz?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları