Sakın ‘Adalet Yerini Buldu’ Sanma!

07 Aralık 2013 Cumartesi

İki gündür, ikide bir TV’nin düğmesine basıyor, haber kanallarında alttaki şeridi okuyorum. İki gündür gazeteye ikide bir telefon edip soruyorum:
- Yeni bir haber var mı?
Biliyorum gereksiz bütün bunlar, yeni bir haber olsa, o ya da bu şekilde mutlaka duyulur, avukatlar zaten söz vermişlerdi bir sonuç alınınca telefon edeceklerdi.
Gazetede Ayşe Sayın ile konuşuyorum. Gerginliğimi sesimden anlamış olmalı.
- Merak etmeyin! Bir şey olursa haber veririm, diyor. Yine de elde değil, insan anlamı olmadığını bile bile takmış kafayı “ne olacak” diye bekliyor.
Anayasa Mahkemesi’nin Mustafa Balbay’ın başvurusu üzerine seçilme hakkının ihlal edildiği ve tutuklulukta makul sürenin aşıldığı yolundaki kararı üzerine tahliye edilmesi olasılığı çıkınca ortaya, gergin bekleyiş de başladı.
Bizim evdeki gerginlik böyle olursa, varın hesap edin, Balbaylar’ın evinde, Balbay’ın hücresinde yaşanan gerginlik ne olabilir
HSYK 1. Daire Başkanı Okur, Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine yaptığı değerlendirmede şu hükme varıyor:
- Tek seçenek tahliye!
Arınç da, tahliye bekliyor; Cumhurbaşkanı da, İyimaya da...

***

Bir maskeli balo ki, sormayın! Herkes durumdan şikâyetçi ama insanlar beş yıla yakın süredir içerideler.
Anayasa Mahkemesi bir karar veriyor, kararın kendi başına fiili bir sonucu yok, eğer Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye kararı verirse, bir anlam kazanacak Anayasa Mahkemesi’nin oybirliğiyle aldığı karar.
Mahkeme ne karar verir? Şu satırlar yazılırken belli olmamıştı. Belki de, “Ben kararımı verdim dosya Yargıtay’a gitti. Ben bakamam” deyip topu atacak bir yer bulurlar.
Gerçi gerekçeli karar henüz yazılmadığı için dosya İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndedir. Ama belli mi olur?
Burada en büyük yanlış, bunca olaydan sonra, olayı hukuk çerçevesinde düşünerek herhangi bir tahminde bulunmaktır.
Bugüne kadar yaşadıklarımız, hukuktan söz etmeyi, hukuk zemininde ilerlemenin mümkün olduğunu söylemeyi imkânsız kılmaktadır.
Hürriyet gazetesinin 5 Aralık tarihli manşetine de bu yüzden katılmak zor, hatta imkânsızdır. Hürriyet’in söz konusu manşeti şöyleydi.
“4 yıl 273 gün sonra ADALET”
Şimdi 4 yıl 273 gün yattıktan sonra gelecek olan (o da gelirse eğer) tahliye, yatılanları ortadan kaldırmayacağına, yine milli iradenin tecellisi zaten 2 yıl 178 gün engellendiğine ve bu durum da yaşanmamış sayılamayacağına göre, adaletin tecelli ettiğini söylemek abes olacaktır.

***

Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine, karar ile Haşim Kılıç’ın kurmak istediği vakıf konusunda, AKP’nin olumsuz tavrı arasında bağlantı kuran yorumlar yapıldı, söylentiler yayıldı. Elde delil olmadan bunların doğruluk dereceleri hakkında bir şeyler söyleyemeyiz tabii ki.
Ama Anayasa Mahkemesi’nin yapısı konusundaki kaygıların yaygın olduğunu da herkes bilmektedir. Türkiye’de yargı bağımsızlığı kalmamıştır. Bu yargının bütün kademeleri için geçerlidir.
Yargı bağımsızlığının kalmadığı bir yerde, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru da kurum olarak bir anlam ifade etmez, tesadüfen çıkan kararların içerikleri de, adaletin tecelli ettiği şeklinde yorumlanamaz.
Bu yazı Balbay’ın tahliye talebinin sonucu belli olmadan yazılıyor.
Ama sonuç ne olursa olsun, hiç kimse, hiçbir kademede adaletin tecelli ettiği gibi yanlış izlenime kapılmamalıdır.
Böyle bir kanı şimdiye kadar yaşanmış olanların hiçbirinin anlaşılmamış olduğu anlamını taşır.


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020