Tayyip Bey olsa ne yapardı?

27 Aralık 2015 Pazar

Dün, Tayyip Bey’in sandığının aksine, itirazımızın başkanlık sisteminden çok Cumhurbaşkanı’nın tek adam yönetimi tutkusuna olduğunu belirtmiş, istenenin de başkanlık sisteminin getirilmesinden ziyade, dikta yönetiminin yasal kılıfının hazırlanması olduğunun altını çizmiş, toplumda, yeterli demokratik birikim olmadığı zaman, Türkiye’de şu anda yürürlükte olan uygulamadan örnekler vererek, parlamenter sistemin bile demokrasiye aykırı sonuçlar verebileceğini, aksi halde ise, 4 Ekim 1958 Anayasası’nın 16. maddesinde cumhurbaşkanı için öngörülen, bir diktatörün dileyebileceği bütün olanakları sağlayan düzenlemelere karşın başkanlık sisteminin de pek de âlâ demokrasiyle bağdaşabileceğini, Fransa’dan örnekler vererek vurgulamıştık.
Bu arada, hemen vurgulamak gerekir ki, Fransa’da V. Cumhuriyet’in başkancı sisteminin gündeme gelmesinin geçerli bir nedeni vardı. O da kısmen 3. Cumhuriyet’in (1870 - 1940) son dönemlerinde, ama hemen hemen tüm 4. Cumhuriyet (1946 - 1958) boyunca süren ve ülkeyi felç eden siyasi istikrarsızlıklardır.

***

Türkiye kimi koalisyon dönemleri yaşamışsa da parlamentodaki sandalye dağılımından kaynaklanan siyasal istikrarsızlıklara sürüklenmemiştir.
Dolayısıyla Fransa’daki arayışlara yol açan nedenler Türkiye’de yok. Türkiye’de başkanlık sistemi saplantısı Tayyip Bey’in tek adamlık tutkusundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla, aynı sistem iki ülkede çok farklı sonuçlar vermeye adaydır.
Gerçekten de, Erdoğan’ın da bir ara, kendine uygun bulduğu Fransız sistemi cumhurbaşkanı ile başbakanın aynı çoğunluktan gelmeleri halinde işlemekteydi.
5. Cumhuriyet’in ilk yıllarında cumhurbaşkanı ile parlamentonun ayrı çoğunluktan olmaları halinde ne olacağı sorusu çok soruldu ve çoğu uzman bu takdirde sistemin sonunun geleceğini ileri sürdü.
Korkulan, Mart 1986’da gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, 1981’de Élysée’ye seçilmiş olan François Mitterrand oturmaktaydı. Mart 86 yasama seçimlerini ise Jacques Chirac’ın partisi RPR kazanmıştı.
Şimdi ne olacaktı?
Mitterrand, parlamento çoğunluğuna dayanan Chirac’ın yerine, parlamento içinden başka bir başbakan mı atayacaktı? Yoksa anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak, meclisi feshederek, yeni seçimlerin mi önünü açacaktı?

***

François Mitterrand bunlardan hiçbirini yapmadı ve Chirac’ı başbakan olarak atadı. Böylelikle 20 Mart 1986’da “cohabitation” (birlikte var olma iktidarı paylaşma) denen dönemlerin ilki başlayacak ve 1988’e kadar sürecektir. Daha sonra François Mitterrand, Eduard Balladur ile 1993 - 95 arasında ikinci “cohabitation dönemini” ardından da 1997 - 2002 arasında Chirac - Jospin 3. “cohabitation dönemi”ni yaşayacaklardır.
Fransız sistemi De Gaulle’e ısmarlama elbise gibi biçilmiş olmasına, birçok kişinin de bu nedenle General’den sonra sürmeyeceğini düşünmesine karşın, cumhurbaşkanı ile parlamentonun ayrı siyasi eğilimlerde olmaları halinde işleyebilmiştir.
Bunun nedeni Fransızların zengin demokrasi birikimiyle, uzlaşma kültürüdür.
Şimdi şu soruyu sorduğunuzda acaba ne cevap alırsınız:
- Acaba bu durumlarda, Mitterrand ve Chirac’ın yerinde Tayyip Bey olsaydı, ne yapardı?
Görülüyor ki, sistemler kadar önemli olan husus onu uygulayacak siyasetçiler ve toplumlardır.
Onun için diyoruz ki, “Korktuğumuz başkanlık sistemi değil, Tayyip Bey’dir.”  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yine yasak 7 Mayıs 2021
Ulussuz devlet 4 Mayıs 2021
Ne sanıyordunuz? 30 Nisan 2021
Ana sorun AKP 23 Nisan 2021