Yağma Rüşveti Meşru Kılar

19 Aralık 2014 Cuma

Ana muhalefet partisi CHP, 17-25 Aralık olaylarının 1. yıldönümünü “Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası” ilan etti.
Bir sürü rezilliğin tevil götürmez biçimde ortaya serildiği 17-25 Aralık olayları, sistemin nasıl gırtlağına kadar pisliğe battığını ortaya koyarken daha da acı bir gerçeği de kafamıza kaktı:
Toplum, hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk konusunda yeterince duyarlı değildi.
Nitekim AKP, dört bakanının neredeyse suçüstü yakalandığı 17-25 Aralık’ın ardından oyları azalmakla birlikte iki seçim kazanmayı başarmıştır.
Bu durumun, toplumda rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık konularında yeterli duyarlılık olmadığının açık bir göstergesi olduğunu yadsıyamayız.
Aslına bakarsanız, kimilerini üzüntüye ve hayrete boğan durumda pek de şaşılacak bir yön yok.
Eğer bir ekonomi talan - yağma - avanta üzerine bina edilmişse, orada, yolsuzluğa rüşvete karşı yeterli duyarlılığın oluşmasını beklemek abestir.
Rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk karşısındaki duyarlılık ancak üretime dayalı ekonomik düzenlerin egemen olduğu ülkelerde gelişir.

***

Türkiye’de yürürlükte olan Tayyibizmin ekonomik modeli yağma, talan ve avantaya dayalıdır.
Doğal çevrelerin, tarihi değerlerin amansızca talan edilerek rant alanları yaratılması, buralarda büyük yatırımlarla yandaşlara kâr getirecek inşaat işleri sağlanması, rant alanlarının etrafını da etkileyerek dalga dalga büyüyen rant halkaları oluşturması sonucun-da yandaş sermaye yaratılmakta ve böylelikle ekonominin çarkı döndürülmektedir.
Yağma - talan - avanta üçgenine dayalı ekonominin siyasal üstyapısı ise kaçınılmaz olarak, baskı rejimi şeklinde kendisini gösterir.
Bu tür ekonomik yapıların siyasal yansımasında, demokrasiyi, insan haklarını, özgür basını, bağımsız yargıyı, kuvvetler ayrılığını, katılımcı çoğulcu yapıyı aramak beyhudedir. Çünkü bütün bu kuramlar da üretimin temel olduğu ekonomik sistemlere bağlı olarak gelişirler.
Talan - yağma - avanta ekonomisinde gemisini kurtaran kaptan olduğuna göre, bu üretimci düzenlerde oluşmuş kurumların herhangi birine ihtiyaç yoktur.
Var olan kimi kurumlar ise yağma - talan -avanta sisteminin gereklerine uygun biçimde şekil değiştirmiştir.

***

Bunların başında “talan sosyal adaleti” gelir.
Talan sosyal adaleti, talan - yağma - avan-ta gelirinin üleştirilmesinde topluluklara da bir pay verilmesidir.
Talan - yağma - avanta sisteminin pay dağıtımı, kömür, makarna, bakliyat, yağ gibi, doğrudan yardımları içerebileceği gibi, rant dağıtımından değerlenme payı aktarılması şeklinde de tezahür edebilir.
Talan sosyal adaletinde önemli olan talanın herkesin katılımına açık olduğu algısının yaratılmasıdır, yağmaya herkesin gerçekten katılması zorunluluğu yoktur. Olay biraz Milli Piyango sistemini andırır. Milli Piyango’da büyük ikramiye isabet etmesi olasılığı birkaç milyonda birdir. Bilet alan kişinin kansere yakalanma ihtimali büyük ikramiye kazanma olasılığının kat kat üstündedir. Ama bu düşünülmez.
Tabii talan sosyal adaletinde tabana düşen zirveye düşenle kıyaslanamaz.
Talan sosyal adaletinde algı olgu kadar, hatta ondan da önemlidir.
Yağma - talan - avanta toplumlarında, herkesin bir kaçağı vardır.
Kiminin evi kaçaktır, kiminin kullandığı elektriği, kiminin suyu, kiminin işyeri, kiminin vergisi...
Küçük küçük kaçaklar, muazzam mutabakatı oluşturur ve bu mutabakat hırsızlığı, yolsuzluğu, rüşveti mubah kılar.
Bu gibi toplumlarda çıkıp da şöyle haykırmanın anlamı yoktur:
-Ey ahali dikkat edin, bunlar hırsızlar, rüşvetçiler çetesi!
Çünkü toplumdan anında şu arsız yanıtı alırsınız:
-Boşver be abicim. Hepimiz çeteyiz!


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020