Yaz

28 Ağustos 2020 Cuma

Göl kıyısına oturmuşsun, Karadenizlilerin “karıncalar su içiyor” diye tabir ettikleri, çarşaf gibi dümdüz suya güneşin şavkı vuruyor. Dingin, devinimsiz bir doğa... Yaprak kımıldamıyor. Çıt çıkmıyor.

- Ne güzel diyorsun, bu sükûnet ne güzel. Sanki her şey durmuş gibi...

Yanılıyorsun!

Çevrende karıncalar cirit atıyor, baş döndürücü bir faaliyet. Arılar çiçekten çiçeğe bal peşinde. Suyun altında dünya var, büyük balıklar küçük balıkları kovalıyor, kerevitler yosunların içinde oradan oraya sürükleniyor, sazların arasında suyılanları kıvrılıyor. Kurbağalar hava karardıktan sonra başlayacak bir gecelik aşk serenatlarına hazırlanıyor. Senin dingin sandığın ortamda gece sinsice, günü kemirip duruyor.

Uzaklarda, bir adam günbatımına doğru yüzüyor...

Sincan’da bir Çinli çocuk doğuyor ağlayarak Gazze şeridinde bir çocuk işgalci kurşunuyla ah bile diyemeden ölüyor.

Lille’de istasyon mahallesinde bir adam son sözünü söylüyor, söz başkalarına geçiyor.

Her şey hareket halinde, her şey değişiyor, kulaklarının algılamadığı titreşimler korkunç bir gürültü oluşturuyor, bulunduğun uzamda Hertz dalgaları cirit atıyor.

Dönüyorsun, üstünde bulunduğun koca gezegenle birlikte...

***

Uydusu olduğun güneş, galaksiler dönüyorlar, sonsuz büyüklük hareket halinde, uzay boşluğunda göktaşları, yıldızlar, galaksiler, milyonlarca ışık yılı ötede süper novalar, kara delikler büyük bir keşmekeş içinde...

Bu sonsuz hareketin ortasında, değişimin göbeğindesin, varlığın suretinin silinmesine doğru yol alıyor önlemez biçimde.

Değişim, değişmez kural. Değişimin esiriyiz. Değişime kızmanın veya karşı çıkmanın bir anlamı yok. Çünkü biz, değişimin eseri ve ta kendisiyiz. Belirli bir ritim içinde geliştiği anlarda onu tam olarak algılayamıyor, dinginlik duygusuna kapılıyoruz.

Bir süre önce yıllar ötesinden görüp tanıdığım pek zarif, hoş bir aktris hanımın, yerleştiği Amerika’dan Türkiye’ye kesin dönüş yaptığını haber alınca, içimde güller açarak gazeteyi kaptım.

O da neee!

Zarafeti ile güzelliği tam uyum içindeki genç kadının yerinde yaşlı biri vardı fotoğrafta.

Aradan geçen zamanda o aktris hanım da kaçınılmaz olarak değişmişti. Bunda şaşacak ne vardı ki? Asıl tersi olsayda şaşırtıcı olurdu.

Hatırlıyorum, yine mevsimlerden yazdı.

Yaz ömrümüzün dinginlik zamanı da olsa değişim yine hükmünü icra ediyor. Bitmek tükenmek bilmez sandığımız denizler de değişiyordu her yaz.

Nice yazlar boyunca hangi denizlerde yüzmüştük? Hangi denizlerde yüzüyoruz şimdi?

Her yaz aynı kalan mevsimler, artık kulaçladığımız anı denizlerinde var yalnızca.

Anı denizlerinde yüzmek hayal miydi?

Yoksa biz o anı denizlerinde gerçekten hiç yüzmedik mi?

***

Bu kaçıncı yaz algıladığımız?

Bütün yazlar, bütün hazlar, bütün renkler, bütün kokular, bütün sesler birbirlerine eklenerek oluşturmadılar mı içinde yaşadığımız yazı?

Biraz önce yanı başında suyu seyreden sarı kedi mayışırken okuduğun kitap elinden çimenlerin üstüne kayarken, göz kapakların ağırlaşıp sen de yeni bir rüyaya uyanmaya doğru yol alırken hangi yazı yaşıyorsun?

Daha kaç yazı günü kaldı önümüzde, daha kaç yaz mevsimi var yaşanacak ömrümüzde?

Yakında yaz bitecek.

Ne gam!..

Yaz güzü, güz kışı, kış baharı, bahar yeniden yazı getirecek.

Bu ahenk böylece sürüp gidecek.

Ve derken bir tel kopacak ve ahenk ebediyen susacak.

Gölün kıyısında, çınarın gölgesinde oturmuşsun suya güneşin şavkı vuruyor, yaprak kıpırdamıyor, çıt yok, her şey dingin, her yer sessiz.

Ne sükûnet...


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020