Yüzüncü yaş

24 Nisan 2020 Cuma

Dünkü 23 Nisan kutlamaları sizi hüzünlendirdi mi bilmem, benim içimi fena halde burktuğunu söylemeliyim. Annem eskiden evde bir angarya çıktığı zaman kimin yapacağını şöyle açıklardı:

- Aaa, ismi var cismi yok kalfa şimdi hemen yapar!

Küçük yaşlarımda bu “ismi var cismi yok kalfa”yı çok merak eder, ama bir türlü göremezdim.

Şimdi 23 Nisan’ın yüzüncü yıldönümünde Meclisimiz “ismi var, cismi yok kalfa”yı yeniden hatırlamama vesile oldu.

Şimdilerdeki ismi var cismi yok hali yürek burkan Meclis, şu anda yeryüzündeki en eski parlamentolardan biri olarak ilk ona girer. Bu gerçeği gördükten sonra etkinliğinin bu denli kolay buharlaşmasını, onun yeniliğine veya köksüzlüğüne bağlayamayız. Başka bir deyişle Meclisimiz, çocukluk hastalığı yaşlarını çoktan geride bırakmış, ergenlik yaşını idrak etmiştir.

Gazi Meclis olarak anılan yüz yıl önce, Ankara’da toplanan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi eşine rastlanmaz bir kuruluştu. Çünkü o, oluşmuş olan milletin sonradan oluşturduğu bir organ olmayıp millet ile birlikte iç içe oluşup gelişmişti. Yani millet ve de Meclis’ten her ikisinin de bir önceliği yoktu. Millet Meclisini oluştururken, Meclis de millet birimini ve bilincini oluşturmuştu.

***

Millet ve Meclis oluşumlarının birbirlerine böylesine kenetli, böylesine iç içe olmalarının, Meclis’in varlığı ve yetkileri konusunda son derecede kıskanç olmasına yol açması beklenirdi.

Nitekim Gazi Meclis öyleydi. Sakarya günlerinde savaşın kötü giden gidişatını değiştirmek için, Mustafa Kemal’e başkomutanlık yetkilerinin verilmesi önerildiği zaman Gazi Meclis bu yetkilerin içeriği ve süresi bakımından çok titiz davranmıştı.

Kurtuluş gerçekleştiğinde, İtilaf Devletleri barış görüşmeleri için İstanbul Hükümeti’nden Ankara’nın yanı sıra bir heyet göndermesini istediğinde, Babıâli’nin, kendisini TBMM ile ortak yetkilere sahipmiş sanarak bu çağrıya olumlu yanıt vermeye kalkması, bir anda Ankara’da havaların değişmesine, Saltanat’ın kaldırılması konusunda oybirliğinin sağlanmasına yol açmıştır.

Gazi Meclis, yetkilerini titizlikle korumak konusunda çok özenliydi.

Aynı özeni Kurtuluş Savaşı’nın asker kökenli olan komuta kadrosu da TBMM’nin açılışından önce de sonra da ısrarla göstermiştir.

Ama gariptir, aydınlanmacı laik Cumhuriyeti kendi meşreplerine göre yorumlayanlar, Meclis’e karşı tehdit odağını daha çok asker kökenli olarak görüp göstermişlerdir. Askerin iktidara geçici olarak el koymasının da bu görüşün inandırıcılığını artıran etken olduğunu söyleyebiliriz.

Ama her defasında Meclis’in egemenliğine dönüşle sonuçlanan askeri darbeler değildir Meclis’i ismi var cismi yok hale sokan.

***

Meclis’i bugünkü yerine gerileten, bir askeri darbe olmayıp, etkileri açısından onların hepsini solda sıfır bırakan sivil darbedir.

O zaman Gazi Meclis’ten gelen TBMM’nin varlığını ve yetkilerini koruma konusunda bu kadar kırılgan olmasının ardındaki etkene bakmak gerek.

Sakın bu etken popülizmini iktidar milletvekillerinin yüzüne karşı “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” derken, arkadan “Ben odunu bile aday göstersem seçtiririm” diyen kişinin telkinlerine kanarak tek adam sultasına eyvallah eden biatçı kültür olmasın!


Yazarın Son Yazıları

Acele kurtarıcı aranıyor 30 Haziran 2020
Böl ve yönet 26 Haziran 2020
Gazetecinin namusu 23 Haziran 2020
Yasaksız olmuyor mu? 19 Haziran 2020
Aldanma yok aldatma var 16 Haziran 2020
Seçim ile giderler mi? 12 Haziran 2020
Beni benden korumak 9 Haziran 2020
Doğrusu bu! 5 Haziran 2020
İhtiyarlık suçu 2 Haziran 2020
Normal 22 Mayıs 2020
Bir ihtimal daha var... 12 Mayıs 2020