Arif Kızılyalın

Mucizeler ve ikiyüzlülük!

15 Ekim 2015 Perşembe

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki, Konya’nda oynanan Türkiye-İzlanda Avrupa Şampiyonası Grup Eleme maçı öncesi düzenlenen saygı duruşundaki protestoyu, “35 kendini bilmezin eylemi” diye geçiştirirsek büyük bir insanlık suçu işlemiş oluruz. O, 35 (bin) kişinin, Ankara’da kaybettiğimiz yurttaşlarımız için yapılan saygı duruşunda neyi protesto ettiklerini hepimiz çok, ama çok iyi biliyoruz! Resmen ırkçılık yaptılar; saygı duruşunu etnik ayrımcılığa alet ettiler. Demek istediler ki,
“Ölenler bizden değil. Yaşam tercihleri, inançları, mezhepleri farklı, öyleyse saygıyı değil; ıslığı, protestoyu hak ediyorlar...”
İşin garibi, bu protestocu 35 bin kişinin, Hataylı, Nusayri, demokrat (daha açık bir dille Ankara’da ölenlerin büyük çoğunluğu ile benzeri düşünceye sahip) Selçuk İnan’ın golüne çılgın gibi sevinmesiydi. Cahillik mi desem, ikiyüzlülük mü bilemedim. Ama, gönül ister ki TFF bu işin üzerine gitsin ve statlardaki dini motiflerin, Osmanlı figürlerinin önüne geçsin; en azıdan, milli maçları şu ucuz şoven tavırlara alet etmesin, çünkü bu ekip tüm Türkiye coğrafyasının takımı..

Denklemi çözdük
Gelelim, işin mucizevi yönüne. Gerçekten, çok bilinmeyenli denklemi çözdük hep beraber. Çözdük derken, Çeklerin, Hollanda’yı devre dışı bırakışı, deplasmanda puan nedir bilmeyen Kazakistan’ın, Letonya’yı İslambek Kuat’ın golü ile devirişi ve Selçuk İnan’ın, “inanılası zor” frikiği bu denklemin parçalarıydı! “Eksiği gediğine denk geldi” mi dersiniz, şans yakıştırması mı yaparsınız bilemem ama, piyango, mucize laflarını ortaya atanlar unutmasınlar ki, kazanılan 18 puanın tamamında futbolcu ve teknik kadronun alın teri var. Yoksa, birilerinin dediği gibi, Fatih Terim, kendini köprüden atıp, cebinde 2 balıkla Beylerbeyi sahilinden karaya çıkmadı. Özellikle Kazakistan’ın öne geçtiği haberi geldikten sonra, Gökhan, Cenk ve Umut’u sahaya sürmenin şansla alakası olamaz; risk aldı, kazandı...

Futbol birleştirir
Ve futbolun birleştirici gücü... Kabul edin, etmeyin, futbol, gerçek bir müsekkin; yani sakinleştirici bir unsur. Latin ülkelerindeki 3 F’lere, Salazar’lara, Franco’lara vurgu yapmayacağım ama bir örnekleme ile yazıyı noktalayacağım.
Yıl 2002’ydi, Hakan Şükür’lü, İlhan Mansız’lı, Rüştü’lü, Bülent’li ve de Şenol Güneş’li takımın dünya 3.’lüğünü kazandığı dakikalarda, Diyarbakır Ofis Meydanı’nda, Trabzon Maraş Meydanı’nda, Antalya Atatürk Anıtı önünde, Konak’ta, Kızılay’da, Taksim’de insanlar, “Türkiye, Türkiye..” diye bağırıyorlardı. Ve aradan 13 yıl geçtikten sonra aynı enstantane yinelendi. Gerginliğin hüküm sürdüğü Diyarbakır’da da, Trabzon’da da, Antalya ve İzmir, hatta Hatay’da da insanlar kırmızı-beyaz formalarla sokaktaydılar; üstelik ülkenin üzerinde kapkara terör belası dolanırken. Hatta, silah seslerinin saniye kesilmediği Bölge’de, Türkiye-İzlanda oynarken, sanki gizli bir el ateşkeş sağlamıştı. O periyotta, kimse, birinin kendisine silah doğrultacağını düşünmedi...
Gelin, sağ, sol, Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Çerkez, demeden sarılalım birbirimize. Bakın fırsat da var, binelim şu futbolun kayığına; elem keder dolu günleri aynı teknede aşalım..
 


Yazarın Son Yazıları

Rafael’e bakarken 30 Aralık 2020
Gazoz olma efsane ol! 17 Kasım 2020
Pandemi, loca ve menajer 11 Kasım 2020
Deprem vergileri nerede? 4 Kasım 2020
Futbolda para bitti! 14 Ekim 2020