Türkiye kolayca bir ruh halinden başka birine savrulabilen bir ülke. Darbe sonrası aşırı bir karamsarlık vardı.
Şimdi bakıyorum, yavaş yavaş bir iyimserlik yayılmaya başladı. Bunda CHP’nin darbe sonrası duruşu ve Taksim mitingi, dönüm noktası oldu. Ardından Beştepe’deki buluşma. Ana akım medya, darbe sonrası süreçte yatıştırıcı rol oynadı. Ardından iktidar bloğunun akıllıca jestlerle toplumu yumuşatan söylemleri geldi; Gülen hareketinin darbedeki rolü toplum nezdinde adeta “birleştirici” bir “ortak düşman” algısına dönüştü.
Velhasıl kelam, bir anda herkesin ağzında “Her musibetten bir hayır çıkar” gibisinden laflar var. Daha düne kadar iktidara çok sert eleştiriler yöneltmiş yazarlar, bir anda hükümete bir kredi açmış görünüyor. Laik ve muhalif kesimlerde “Belki devletin yeniden yapılandırılmasında laiklerin önü açılır” diye bir beklenti oluştu. Medya, memnun. Eski mağdurlar memnun. İş dünyası, gaza gelmiş durumda. Geziciler ve endişeli modernler bile Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkacak tek bir tatlı söze tav olmaya hazır...
İklim böyleyken, aşağıda sıralayacağım uyarılar hiç kimsenin hoşuna gitmeyebilir. Hepimizden istenen, sadece her şeyin güzel olacağını tekrarlamamız, iç ve dış düşmanlara karşı meydanlara koşmamız. Ancak sevgili dostlar, o zaman aydın olmanın bir anlamı kalmazdı. Bizim işimiz, biraz da öküzün altında buzağı aramak, şeytanın avukatlığını yapmak.
Geçmiş tecrübelerden biliyoruz ki Türkiye’de iyimser ruh halleri çok kalıcı olmaz. Bu iklimi değerlendirebilmek için şimdi bazı adımlar atmak önemli:
1- Devlet inşası ve demokrasi: Başımıza gelen her şeyin asıl nedeninin devlette “liyakatin” esas alınmaması olduğunu anlamayan kalmadı.
Başta ordu ve yargı olmak üzere artık iyi olanın yükseldiği bir devlet yapısına geçmek şart. Ancak bu, Türkiye’nin mevcut koşullarında kolay olmaz. Tökezler; iki güne kalmadan siyasilerin ayağına dolanır, sonra yeniden “Bizim çocuklar gelsin” havasına geçilir. Mevcut iyimserliği “kurumsallaştırmak” ve kalıcı kılmak için daha demokratik bir anayasa, daha şeffaf bir devlet ve kurumların güçlendirilmesi şart.
2- Orduda reform ve küçülme: Orduyla ilgili ciddi bir reform şart. Bunu şimdi değil, yıllardır söylüyoruz. Mesele sadece “ona bağlama, buna bağlama” olayı değil. TSK, Soğuk Savaş şartlarına göre şekillendirilmiş ve günümüz koşullarında fazla hantal bir yapı. Zaten yıllardır profesyonel orduya geçilmesi, müşterek komuta vs. gibi konular gündemde. Yaşanan darbe girişimi, bir fırsattır. Türkiye’nin 350 general ve 600 bin askere ihtiyacı yok. Hele de bu kadar dökülen bir komuta kademesi varsa! Bunu bütün askeri uzmanlar yıllardır söylüyor. Daha çevik, daha dinamik, “toplum mühendisliği” yerine bölgesel ve günümüz tehditlerine karşı donanımlı daha modern bir orduya ihtiyacı var.
3- Kürt meselesi: Kürt meselesinin çözümü, kendi içinde demokrasi getirmez. Ancak Kürt meselesi çözülmezse de, Türkiye’ye demokrasi gelmez. Maalesef son günlerde bu anlamda herhangi bir açılım göze çarpmıyor. Muhalefette, kamuoyunda, Kürtler arasında ve hatta AKP içinde bile böyle bir beklenti var; istek var; ancak adım yok. PKK’nin son günlerde yeniden silaha sarılması, adım atılmasını daha da zorlaştırıyor. Ama her şeye rağmen acilen HDP’nin de içinde olduğu (ve gerekirse PKK’nin ateşkese ikna edilmesine katkı sunacağı) bir süreci başlatmak lazım.
4- Adli süreç, soruşturmalar demokratik olmalı: Batı kamuoyunda Türkiye’de büyük bir cadı avı başladığı algısı var. Maalesef ki soruşturmaların hızı, kapsamı ve yapılan bazı hatalar bu algıyı besliyor.
Çok örnek var ama ben birkaç tanesinden söz edeyim. Agos yazdı; kapatılan kurumlar arasında Ermeni bir doktorun tüp bebek kliniği de var.
Polisler gelip kilit vurmuş, embriyolar ve bütün medikal aletlere el koymuş. Nedeni, kliniğin küçük ortaklarının Gülenci olduğu kuşkusu. Yahu şu anda meselemiz embriyolar mı? Olay kendi içinde Aziz Nesin’lik. Ama bu gibi olaylar ve de gazetecilerin (fikirleri ne olursa olsun) ters kelepçe gözaltına alınması, yapılan işlere gölge düşürüyor.
Şerden nasıl hayır çıkar?
Yazarın Son Yazıları
Yaklaşan facia
Yalancı bahar mı ikinci bahar mı?
Bu mu devlet aklı?
Lale Devri bitti!
Mutsuzluk beter umutsuzluk daha beter
Avrupa ile yakınlaşmak için
Trump, Brunson’la ilgili ne demiş?
Alis harikalar diyarında
Türkiye ile ABD arasında tarihin en büyük krizinde gerilim düşüyor. Henüz bir “el sıkışma” olmasa da, Brunson krizinin nasıl aşılacağı konusunda bir formül yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Formül, iki ülkenin de aylardır konuştuğu “Andrew Brunson-Hakan Atilla” takası. Brunson’ın ABD’ye gönderilmesi karşılığında Atilla bir süre sonra Türkiye’ye gelecek.
Brunson yaptırımları ve devam eden pazarlıklar
Brunson’la takas fikri kimden çıktı
Al Papaz’ı ver Halkbank’ı
Sessizlik
Bir demokrasi kendini nasıl savunur?
Batı’yla pazarlık
Osmanlı bu değildi
Yeni dönem ne olur?
Dünya karıştıkça biz geriliyoruz
Hüzün
Sonuçlara bir de böyle bakın
Kazanacağız
25 Haziran Türkiye’si
Emanetim sende saklı
İki seçim arası
MERKEL: Kendine gel! TRUMP: Dükkân benim
Oyun büyük
Ver Papaz’ı, Al Münbiç’i
Ben sana iktidar olamazsın demedim...
Sessiz çoğunluk
Burası Rusya değil kardeşim
Ne yapmalı?
Dip dalga ne gösteriyor?
Baskıda kaosa geçiş süreci
Dışarıda olan seçimi nasıl etkiler?
Attım bunu cebe
Bilinenler, bilinmeyenler
Piyesin son sahnesi
Diktatörlüğün sıradanlaşması
CHP’nin zor kararı
İki çift lafım var...