İki fotoğraf ve bir video

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Fotoğraflardan ilki, Tayyip Erdoğan’ı bir Arap ülkesini ziyaretinde, geleneksel giysili, başı beyaz örtülü bir oğlan çocuğunun elini öperken gösteriyor.
İlk izlenimim, bu çocuğun, aynı fotoğraftaki Arap ileri gelenlerinden (kraliyet ailesinden) birinin oğlu (bir veliaht prens vb.) olduğuydu.
Cumhurbaşkanı da olsa bir yetişkinin bir çocuğun elini öpmesinde yadırganacak bir şey olamaz.
Fakat görüntüde yine de rahatsız edici bir şey vardı. Tayyip Erdoğan, sözgelimi bir Batı ülkesini ziyaretinde, karşılayıcılar arasında bulunan sekiz-dokuz yaşlarında bir oğlan çocuğun elini, eğilerek, neredeyse huşu içinde öper miydi?
Sosyal medyadaki bu fotoğrafa tepkimi yine sosyal medya üzerinden dile getirdim.
Sonra ayrıntıları öğrendim ve olayın videosunu da gördüm.
Ziyaret Kuveyt Emirliği’ne. Eli öpülen çocuk (bir kız çocukla birlikte) Erdoğan’ı karşılayan Kuveyt yöneticileri arasında. Kuşkusuz sıradan halk çocukları değil bunlar. Belki Emir’in, belki ileri gelen yöneticilerin çocuklarından. Çiçek vermek için orada oldukları söyleniyorsa da oğlanın elinde çiçek görmedim. Emir ya da devlet ileri gelenlerinden biri, büyük olasılıkla babası, onu Cumhurbaşkanı’na takdim ediyor. Çocuk ne yapacağını bilmezce elini uzatıyor. Bir süre el ele kaldıktan sonra Cumhurbaşkanı eğilip yanaklarından, sonra da (sevgi mi, şefkat mi, saygı mı, yoruma kalmış bir görünümde) bu eli öpüyor.
Bunda büyütecek ne var denebilir ve belki gerçekten de yok. Fakat yine de, keşke yanakların öpülmesiyle yetinilseydi diye düşünmekten kendimi alamıyorum...

***

İkinci fotoğrafın kahramanlarından biri yine Tayyip Erdoğan. Ötekisi ise Kılıçdaroğlu.
Bu kez bir el sıkışma fotoğrafı.
Önceki gün Danıştay’ın kuruluş yıldönümü toplantısında karşılaşan iki lider birbirlerinin elini sımsıkı tutmuşlar.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a odaklanmışken ötekinin başı yanda, yukarıda, bakışlar uzaklara yönelik...
Belki bir ânın görüntüsü bu. Fakat sorun da zaten bu değil.
Kısa süre önce birbirlerine ağır sözlerle yüklenenler bu kişiler değil miydi?
Samimi ve hakiki olan o sözler mi, yoksa bu el sıkışma mı?
Denebilir ki politikadır, her şey olur.
Politika filan değil bu, en hafif deyimiyle ilkesizlik.
Sözüm daha çok Kılıçdaroğlu’na.
El sıkışmak, konuşmak zorunda mısınız? Daha mesafeli, daha soğuk duramaz mısınız?
Her resepsiyonda, açılışta mutlaka bulunmalı mısınız?
Protokol kurallarına bu uyum, “makam”a bu “saygı”, ülkemizde siyasal yönetimin, partinizin de işaret ettiği yasadışı konumunu; hukuk tanımaz, demokrasi karşıtı tutumunu ve yaptıklarını normalleştirmek dışında neye hizmet eder.
İnanıyorum ki benim gibi milyonlarca insan da bu göstermelik el sıkışmalardan rahatsızlık duymaktadır.
İkinci fotoğraf konusunu da kendi adıma burada kapatıyorum.

***

Videoda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in bir konuşmasını izliyoruz.
Nazarbayev özetle diyor ki, biz Müslümanız ama Arap değiliz. Kendi geleneklerimiz, törelerimiz var... Biz göçebe bir halkız. Bizde kadınlar ve erkekler yan yana at sürer, hatta kadınlar önde giderler. Herkesin giyim kuşamına saygımız var. Fakat biz kadınlarımızı örtüler ardında gizlemeyiz. Bunu kadına saygısızlık sayarız.
Bu yan yana at sürmek örneğini; giyim kuşamdaki, saç kesimindeki benzerlikler de içinde olmak üzere, Şerafettin Turan’ın “Türk Kültürü” adlı kitabında da okumuştum. Nazarbayev’in sözleri bana bu nedenle de tanıdık ve sıcak geldi.
Bu iki fotoğraf ve videodan çıkardığım sonuç ise, ülkemizin hemen her konuda ve her alanda bir kimlik sorunu, kimlik kaybı yaşadığı; kaygı verici bir geleceğe doğru kayıp gitmekte olduğudur.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanal İstanbul 12 Nisan 2021
Düello 22 Şubat 2021
Tevfik Fikret'e 23 Kasım 2020