Şu kötü günler

25 Mart 2020 Çarşamba

Yazılarıma uzunca bir süre ara verdim. Aslında bu sütunu bütünüyle kapatmak niyetindeydim. Fakat bu arada yazdığım iki şiir gazetede yine “Kültür ve Siyaset” başlığı altında konunca iş değişti... Demek ki gazete bu sütun kapansın istemiyor... Okurlarımdan da sitemler geldi, gelmeye devam ediyor... Elimden geldiğince yine her hafta, bunu başaramazsam arada bir (Pazar ekimizde olduğu gibi hiç değilse iki haftada bir) bu sütunda da yazmayı sürdürmem gerektiğini anlıyorum...

Pazar eki yazılarımı bu sütunun okurları ne ölçüde izliyor bilmem. Hilal Köse ve ekibinin yönetiminde bu ekimiz farklı bir canlılık ve renklilik kazandı. Orada “Okuduklarım İzlediklerim Düşündüklerim” başlığı altında birkaç yazım yayımlandı. Onlar genellikle sanat, edebiyat, kültür vb. konularında... Öyle de devam edecekler... Bu sütunda ise ister istemez sıklıkla güncel siyasetten söz etmek gerekiyor... İster istemez diyorum, çünkü güncel siyaset dediğimiz şeyin, genel olarak toplumsal yaşamın bu kadar değersizleştiği ve bu değer düşüklüğünün sürekli olarak inatla yinelendiği bir başka dönem olmamıştı. Zaten yazmaya son verme isteğimin başlıca nedeni de buydu. Aynı şeyleri durmaksızın tekrar etmek zorunda olmanın sıkıcılığı, daraltıcılığı, bunları yazan kişinin de giderek o düzeye çekilmesi...

Öyleyse ne yapmalı, ne ve nasıl yazmalıyım?

Öncelikle şiir...

Şiirin olanaklarıyla dile getirilebilecek konuyu, şiir olarak yoğrulabilecek duyarlılığı köşe yazısı malzemesi olarak kullanmamak...

Gazetemizin, kendilerinden çok şey öğrendiğim mükemmel köşe yazarları olduğunu sevgiyle ve minnetle belirtmeliyim...

Bildiğim kadarıyla Batı’da olduğu gibi bizde de, en azından bizim gazetemizde, uzmanlık alanları belirginleşiyor.

Her köşe yazarının aklına estiği her konuda yazdığı dönem sanki artık kapanıyor...

Demek ki ben de, yazmayı sürdüreceksem eğer, uzmanlık gerektiren konulardan çok, edebiyatçı-şair kimliğimden fazla uzaklaşmadan, hem daha başarılı olabileceğim hem de herkesi ilgilendirecek daha genel konularda yazmalıyım...

Aslında 10-15 yıl öncelere kadar yaptığım da buydu... “Cumartesi Yazıları” köşemde, okuduğum kitaplardan, yaşamlarımıza ilişkin daha genel konulardan da sıklıkla söz ederdim. Fakat çok zamandır bu artık mümkün değil. Siyasal ve buna bağlı olarak toplumsal ortamda yaşanan gerginlik başka şey düşünüp yazmaya neredeyse olanak tanımıyor.

Birkaç gün arayla yayımlanan son iki şiirimden ilki “Suçlusunuz”, görebildiğim kadarıyla epeyce etkili oldu...

Bu şiiri ben, Tevfik Fikret’e “Hân-1 Yağma”yı yazdıran duygu ne idiyse, öyle bir duyguyla yazdım...

“Şehit Evinden Yükselen Çığlık” ise gözyaşları içinde yazdığım birkaç şiirimden biridir...

Yayımlanışı “Çanakkale Zaferi”nin yıldönümüne rastladı... Kuşkusuz Çanakkale’deki şehitlerimizi de kapsayan bir ağıttır... Fakat onu ben, İdlib’den gelen bir şehit haberi üzerine, internette tanık olduğum, bir şehit evinden yükselen çığlıklar üzerine yazdım...

Çok kötü, olağandışı kötü günler yaşıyoruz...

Sanki önceki her şey şu günlerde yaşanmakta olan felaketin gerisinde, arka planlarında kaldı. Fakat bir şehit evinden yükselen o çığlık benim kulaklarımdan hiç silinmeyecek ve sorumluları er geç hesap vermekten kurtulamayacaklardır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanal İstanbul 12 Nisan 2021
Düello 22 Şubat 2021
Tevfik Fikret'e 23 Kasım 2020