Aydın Engin

Bir Düşünce Özgürlüğü Dersi

21 Ocak 2015 Çarşamba

Hrant Dink’in ölümünün sekizinci yılında anılması ile Charlie Hebdo’nun son sayısından bir seçki yayımlayan Cumhuriyet’e yönelik saldırılar bağlamında düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarının pek yoğun bir tartışma konusuna dönüşmesi aynı günlere denk geldi.
İyi de oldu.
(Yanılmıyorsam) 2006 Ekimi’nde Fransız parlamentosu “1915’te Ermenilere soykırım yapılmadı demek suçtur” diye özetlenebilecek bir yasa kabul etti. Aynı gün (aynı günlerde değil aynı gün) Hrant Dink bir televizyon kanalında (ATV?) ekrana çıktı. Kekelemeden, duraksamadan, lafı eğip bükmeden konuştu:
- Şimdi Paris’e gideceğim. Orada Concorde Meydanı’nda bir taşın üstüne çıkacağım ve 1915’te Ermenilere soykırım yapılmamıştır, diye haykıracağım. Döneceğim Türkiye’ye; Ankara’da Güven Parkı’nda bir taşın üstüne çıkacağım ve 1915’te Ermenilere soykırım yapılmıştır diye haykıracağım. Bir kolumdan Fransa devleti çekecek, öteki kolumdan Türkiye. Belki beni parçalayacaklar. Ama ben düşüncenin, fikrin sınırlarını siyasetçilerin çizmesine, düşünceye, düşünceyi açıklama özgürlüğüne yasa zoruyla yasak getirilmesine karşı sessiz duramam. Bu benim, bu ülkenin yurttaşı ve bir aydın olarak sorumluluğumdur. Sorumluluklarımızdan kaçamayız. Ben kaçmam…
Aynı Hrant Dink, ABD ve suç ortağı Batılı ülkeler koalisyonunun Irak’a saldırmasından kısa süre önce kurulan Barış Girişimi’nin kuruluş toplantısında “Girişim’in anayasası”nı tek cümleyle yazdı:

“Gücün terörüne ve terörün gücüne güvenenlere teslim olmayı reddediyoruz…”
Güç (iktidar, egemenler, devletin dizginlerini elinde tutanlar diye de okuyabilirsiniz) onun üstüne terörle saldırdı. Hedef gösterdi, susturulması gereken aykırı ses olarak üstünü çizdi ve terörün gücü de kalleş bir pusuda onu ensesinden vurarak yok etti.
Bu dersten ders çıkardık. Düşünce ve ifade özgürlüğüne Kalaşnikoflarla saldıran zorba güce teslim olunmaması gerektiğine inandık ve Charlie Hebdo’nun, o korkunç cankırımından sonraki ilk sayısından bir seçki yayımladık.
Bize, Cumhuriyet’e yakışan buydu. Biz de bize yakışanı yaptık. O kadar…
Ama hemen ardından güç (iktidar, egemenler, devletin dizginlerini elinde tutanlar diye de okuyabilirsiniz), hem de en tepesindekilerden birini Paris’e yollayıp milyonluk bir kitle ve çok sayıda siyasal lider ile birlikte protesto yürüyüşüne katılan güç, üstümüze çullandı. “Kutsalımıza saldırı… Müslümanları tahrik… Dine saygısızlık” gibi demagojik nitelemeler art arda geldi. Eh bu kadar “yeşil ışık” yakılınca olacak olan oldu ve Facebook’ta “Cumhuriyet’i basmaya gidiyoruz” sayfaları açıldı. Basmaya gelenler Cumhuriyet’in sokağının ağzından bizlere “Ölmeye hazır mısınız” yazan pankartlar gösterdiler.
Savcı görmediği bir “kapak”ta suç unsuru olduğuna hükmetti, polislere gazete dağıtım kamyonlarını durdurtarak “kapak” arattı. Polis memurlarından “Kapak yok efendim” bilgisini aldı ve gazetenin dağıtımına izin verdi. Zaten iktidarın tepesindekiler de, Cumhuriyet’i protesto için gelenler de görmedikleri bir kapakta “İslamın peygamberine hakaret edildiği”ne inanıyor, iddia ediyorlardı.
Hebdo’nun kapağındaki çizimin Hazreti Muhammet olduğunu ileri sürenlerin tek kanıtı “Kendileri, çizeri ve derginin yöneticileri böyle diyor” iddiasından ibaretti.
Şimdi soralım: Eğer o karikatürün çizeri, yayın yönetmeni, “Hayır, o çizim Muhammet değildir. Anonim bir Müslüman figürüdür” deselerdi “Haaa tamam, o zaman mesele yok” mu denecekti? Yoksa yemeye kararlı olduğu kuzuya “suyumu bulandırıyorsun” diyen kurt hikâyesini bir kez daha mı dinleyecektik?
Yazıyı ben değil, Charlie Hebdo’nun yayın yönetmeni Gerard Biard noktalasın. Biard, 18 Ocak günü derginin son sayısının kapağını basmaktan kaçınan Amerikan medyasına, NBC News editörü Elisha Fieldstadt ile yaptığı söyleşide şöyle seslendi:
“Bu karikatür öyle basitçe çizilmiş küçük bir figür, bir küçük Muhammet değil. O bir sembol. Fikir özgürlüğü, din ve inanç özgürlüğü, demokrasi ve sekülarizm için bir sembol. Sizler işte böyle bir sembolü basmaktan kaçındınız...”  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

25 ay 13 gün sonra 16 Ağustos 2018