Ayşe Emel Mesci

Artık yeter…

30 Ağustos 2021 Pazartesi

Sevgili Gülriz Sururi, “Tiyatro hakikaten âşık olmadan yapılacak bir meslek değildir” demişti.

Türkiye’den bu saptamayı doğrulayacak birkaç örnek say deseler, ilk aklıma gelen isimlerden biri Genco Erkal olur. 1959’dan bu yana sahnede Genco. Dile kolay, 62 yıl… 1969’da kurduğu Dostlar Tiyatrosu ise tiyatro tarihimizin kilometre taşlarından biri ve yanılmıyorsam en uzun ömürlü özel tiyatromuz.

1960’LI YILLAR VE DOSTLAR TİYATROSU

Tiyatroda giderek nostalji haline gelen 1960’lı yıllar, çok sayıda ve nitelikli özel tiyatronun büyük kentlerde salonlarını zorlanmadan doldurduğu, sonraki yıllara da damgasını vuracak birçok usta sanatçının seyirciyle buluştuğu bir dönemdi. Ama 60’lar siyasal ve toplumsal olarak da Cumhuriyet tarihinin en ilginç dönemlerinden biriydi. Beğenseniz de beğenmeseniz de 1961 Anayasası’nın sağladığı göreli özgürlük ortamında, pek çok alanda nitel bir toplumsal sıçrama yaşanmıştı. Bugün 68 Hareketi diye tanımlanan olgunun altında da hâlâ “altın çağ” diye anılan tiyatroda 60’lı yılların temelinde de söz konusu göreli özgürlük ortamı, fikir hayatının zenginleşmesi ve bunların toplumsal yansımaları vardı. Bazı tiyatro toplulukları bu değişimi sahneye de doğrudan taşımış, çağlarına siyasal açıdan da tanıklık etmişlerdi. Hemen aklıma gelen örnekler: AST (Ankara Sanat Tiyatrosu), Halk Oyuncuları ve tabii Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu.

Genco Erkal’ı ilk kez, Bir Delinin Hatıra Defteri’nde izlemiş ve hayran olmuştum. Durdurun Dünyayı İnecek Var, Rosenbergler Ölmemeli, belgesel tiyatroya adım atışına da işaret eden Havana Duruşması, Türkiye işçi sınıfı mücadelesini sahneye taşıyan Alpagut Olayı o dönemden bir çırpıda aklıma gelen diğer oyunlar.(*)

Erkal’ın Nâzım Hikmet şiiriyle çok uzun süreli ilişkisi ise bu yazının çerçevesine sığmayacak kadar boyutlu. Bizi sahnede buluşturan da yine bir Nâzım Hikmet yapıtı olmuştu: Mehmet Ulusoy’un 1992’de Paris’te Fransızca sahneye koyduğu “Le Nuage Amoureux”de (“Sevdalı Bulut”) o “Bulut ve Şair”di, ben de “Ayşe ve Taranta Babu”… Sanat hayatımın 25. yılında Genco ile aynı sahneyi paylaşmak unutamayacağım bir tecrübe olmuştu benim için.

CUMHURBAŞKANINA HAKARET DAVASI

Genco Erkal, bugün 83 yaşında ve hâlâ sahnede. Oyunlarını seyirciyle buluşturmaya, çeşitli engeller konsa da turnelerine çıkmaya, ses getirmeye devam ediyor. Başka bir ülkede, hatta bu ülkenin başka bir döneminde olsa herkesin şapka çıkarıp saygılarını sunacağı bu duayen sanatçımıza cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde reva görülen muamele ise beş yıl önce attığı “tweet”lerden ötürü, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla dört yıl sekiz aya kadar hapis istemiyle iddianame düzenlemek…

Genco Erkal, başlangıç noktasındaki duruşunu, politik tavrını, muhalif kimliğini uzun sanat yaşamı boyunca hep korudu. Demek ki değişen Genco değil, başka şeyler değişmiş durumda. Gerçi sanatçı geçmişte de özgürlüğün askıya alındığı dönemlerde soruşturmalara uğradı. Ama bunların hiçbiri “tweet” düzeyinde değildi, hiçbiri beş yıl geri giderek olmayan bir suç yaratmaya çalışmamıştı. “Muhalif kimlik” ile uğraşmanın, ifade özgürlüğünü askıya almanın bile en hafif değişle tuhaflaştığı bir dönemden geçiyoruz ne yazık ki.

Genco’nun profesyonel tiyatro serüveninin başlangıç noktasıyla, yani 1960’lı yıllarla günümüzün, yani 60 yıl sonrasının siyasal iklimini karşılaştırmak nereden nereye geldiğimiz konusunda hazin bir fikir veriyor insana. Dolayısıyla bugün Genco Erkal’ın yalnız olmadığını gür sesle haykırmak da tiyatromuzun bir duayenine sahip çıkmaktan öte bir anlam yükleniyor; bu gidişata, Fazıl Say’ın konserinde haykırdığı gibi, “Artık yeter” deme iradesini de içinde taşıyor.

(*) Genco Erkal’ın tiyatro yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlerin başvurabilecekleri önemli bir kaynak mevcut: Ayşegül Yüksel, “Güneşin Sofrasında. Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu Serüveni”, Kırmızı Kedi Yayınları, 2019.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Artık yeter… 30 Ağustos 2021
Tiyatro özgürleştirir 16 Ağustos 2021