Ayşegül Yüksel

Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesini hak etmiştir

16 Şubat 2021 Salı

Akademik uğraşım gereği dünyadaki birçok üniversite yerleşkesinde zaman geçirme şansım oldu. Unutulmazlarım arasında, güz mevsiminde sarmaşık dalları kırmızıya bürünen Yale, Harvard, neredeyse koca bir kasabayı sarıp sarmalayan Oxford, Manhattan’ın güneyinde 5. Cadde’yle Greenwich Village arasında sokaktaki adamla ve sanatla bütünleşen NYU var. Ülkemizin çeşitli kentlerindeki kimi çok özenli üniversite yerleşkelerini de gördüm. Üstelik yaşamımın 22 yılı ODTÜ’nün olağanüstü coğrafyasında geçti. Ama tüm bu güzellikler, Boğaziçi Üniversitesi’nin, denizden başlayıp Bebek sırtlarından tepeye tırmanan ve yeryüzünün “benzersiz” değeri Boğaz’ı her yönden kucaklayan merkez yerleşkesinin büyüleyiciliğine ulaşamadı gözümde.

BÜ 1971’den bu yana bir devlet üniversitesi. Önceleri fakülte/bölüm sayısı ve öğrenci kontenjanları sınırlıydı. Bu nedenle, giriş sınavlarında ancak çok yüksek puan alan öğrencilerin eğitim görebildiği bir kurumdu. Zeki, çalışkan, öğrenmeye meraklı ve adam olmaya istekli öğrencilerdi bunlar. Özenli çabalarıyla, eğiticilerinin beklentilerini yükselttiler. Böylece, üniversitenin yıllar içinde büyümesine karşın, nitelikli bir eğitim düzeyinin belirleyicisi oldular. Boğaziçi Üniversitesi, bu özelliği 50 yıl boyunca sürdürerek on binlerce yetkin genç meslek insanı yetiştirdi.

EĞİTİMİ ÖNCELİKLERİNİN EN BAŞINA KOYAN AİLELERİN KATKISI

Kimdir bu gençler? Ülkemizin neresinde yaşıyor olursa olsunlar, işçi, memur, esnaf ya da özel sektörde yer alan, gelir düzeyi birbirinden farklı ailelerin, ilk ve ortaöğretim sürecinde iyi eğitim görmesini sağladıkları, ana babalarının ortaya koyduğu çabanın değerini bilmiş çocuklardır. Bu aileler, zeki ve yetenekli çocukları için amaçladıkları eğitim düzeyi adına, başka tüm önceliklerinden vazgeçen özverili insanlardır. Dolayısıyla, Boğaziçi ve benzeri köklü üniversiteleri bitirmiş yüz binlerce gencin pek çoğunun arkasında böyle -kafası ve yüreği aydınlık- aileler vardır. (İster zengin ister yoksul olsun, ilgisiz ve özensiz ailelerin, “adam olma” derdi olmayan çocukları, girebildikleri üniversitelerde de doğru dürüst okuyamaz. Kimini okutmaya da baba parası bile yetmez.)

BÜ öğrencileri, okullarının onlara sağladığı tüm ayrıcalıkları hak etmiştir. BÜ, bilimsel çeşitliliği yanında, müzik, tiyatro ve tüm sanatları, edebiyatı kucaklayan altyapısıyla, benzersiz kütüphanesiyle, spor etkinlikleriyle imrenilecek bir kültür beldesi, eski binaların önünün ucube yapılanmalarla örtülmediği, Boğaz görüntüsünün güzelliklerini 50 yıl boyunca bir fiske bile vurulmadan korumuş bir doğa ve uygarlık cennetidir.

HAK EDİLMİŞ KÜLTÜR BELDESİ VE DOĞA CENNETİ

Boğaziçi Üniversitesi’nin, benim paha biçemeyeceğim, ama rant peşindeki arazi pazarlayıcılarının avuçlarını tatlı tatlı kaşındıran merkez yerleşkesi, ne ilginçtir, eşitlik ilkesinin yıllardır ayaklar altına alındığı, gelir düzeyi açısından farklı kesimler arasında uçurumlar oluşturulmuş ülkemizde, doğal güzelliğiyle sıkı sıkıya sarmaladığı gençlerimizi “eşit” kılmıştır. Ülkenin her yanından gelip buluşan zeki, akıllı, çalışkan gençlere sunulan, çimlere serilerek -hele baharda erguvanlar açtığında- Boğaz’ın güzelliklerine dalma ayrıcalığı, belki hiç deniz görmemiş ana babalara da ulaşan bir eşitliktir.

BÜ’de yaşanan “rektör bunalımı” bir buçuk aydır sürüyor. Gençler ve hocaları, her türlü baskıya karşın, benimsedikleri yükseköğretim ilkeleri için dirençli bir savaşım veriyor. Bu gençleri yakışıksız nitelemelerle küçük düşürmeye çalışmakla, onların BÜ gibi bir kurumun öğrenciliğini hak etmiş olmalarına hırslanmakla, kendi bilinçsiz ailelerinin ilgisizliğine kurban edilmiş olmanın hıncını bu gençlerden almaya çalışmakla hiçbir sonuca ulaşılamaz.

Amaç, nitelikli üniversitelere zorluk çıkarmaktansa, genel üniversite eğitimi düzeyini yükseltmek, eğitimde eşitlik sağlamak olmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Bahçede tiyatro dönemi 18 Ağustos 2020