Ayşegül Yüksel

Cüneyt Arkın’ı uğurlarken

05 Temmuz 2022 Salı

Tarık Akan doğru dürüst yaşlanamadan çekip gittiğinde ona hiç kıyamamıştık. Fatma Girik’in yaşamı da daha uzun olabilirdi. Cüneyt Arkın ise 85’indeydi. Güçlü görünüyordu. Daha en az on yıl yaşayabilirdi. Olmadı. Türkiye’yi yasa boğdu. Yeşilçam’ın bu güzel sanatçıları göğe çakılı birer yıldız şimdi.

Yeşilçam sinemasını küçümseyenler, filmlerdeki kimi gülünç yanlışları alay konusu yapmayı bilir de yıllardır seyretmekte olduğumuz binlerce filme nasıl bir emek harcandığını görmezden gelir. Ürünlerini pek beğenmediğimiz dizi sektörü nasıl günümüzde yüzlerce emekçi için vazgeçilmez bir ekmek kapısıysa, Yeşilçam da uzun yıllar boyunca binlerce kişiye iş ve aş sağlıyordu. “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı soluk almadan -kim bilir kaçıncı kez- izlerken o müthiş filmin yönetmeni Atıf Yılmaz’ın bile, Cüneyt Arkın’ın şaşırtıcı dövüş yeteneğiyle parlattığı Battal Gazi senaryolarına yüz çevirmediğini anımsamalıyız.

YEŞİLÇAM EMEKÇİSİ ‘İNSAN GÜZELİ’

Benim kuşağım pek nitelikli sayılmayacak tecimsel Hollywood filmleriyle büyüdü. Onat Kutlar’ın kurduğu Sinematek’te (1965) sanat filmlerini izleyerek Avrupalı ünlü yönetmenlerin tezgâhından geçmiş olsak da Hollywood yapımlarında Errol Flynn, Stewart Granger gibi popüler oyuncuların korsan gemilerinde, ortaçağ şatolarında ve kalelerde kılıç sallayıp akrobasi harikaları yarattığı sahnelerin büyüsü uçup gitmemiştir. Cüneyt Arkın eski Hollywood sinemasında görülen “tarihsel kahraman” oyunculuğunun ülkemizdeki benzersiz temsilcisi oldu. Hollywood yıldızlarına taş çıkaracak yakışıklılığı Arkın’ı Yeşilçam sinemasında “romantik jön” kimliğiyle de öne çıkarmaktaydı. Zaman zaman usta yönetmenlerle çalışan sanatçının, çevirdiği 300 dolayındaki filmin birçoğu önemsenmeyebilir. Unutulmaz anlar yakaladığı çalışmalarıysa az değildir.

İlk filmi olan, Orhan Kemal’in romanından Turgut Özakman’ın uyarladığı “Gurbet Kuşları”nı (1964) Halit Refiğ yönetmiş ve bu çalışma ilk Altın Portakal “en iyi film” ödülüne değer bulunmuştu. Benim Arkın’ı ilk izlediğim film ise Ülkü Erakalın’ın yönettiği “Gözleri Ömre Bedel”dir (1964). Sinemaya “gözleri ömre bedel” Türkan’ı (Şoray) izlemek için girmiş ama salondan -şık ve zarif piyanisti oynayan- Cüneyt Arkın’ın hayranı olarak çıkmıştım. Sinematek’in yeni açıldığı yıllarda, içeri girmek için beklerken, Arkın’ın camlı kapının öteki yanında durduğunu ve yalnızca kırk santim uzağımda olduğunu farketmiştim. Yirmili yaşlarının sonunda olmalıydı. Böylesine kusursuz bir “insan güzeli” ilk kez görüyordum.

BEYAZPERDEYİ TARIK AKAN VE FATMA GİRİK’LE DE PAYLAŞTI 

Arkın’ın başrollerini Tarık Akan ve Fatma Girik’le paylaştığı kimi filmlere de değinerek, sırası gelmişken Yeşilçam’ın bu üç efsane oyuncusunu birlikte analım.

Cüneyt Arkın’ın Akan’la birlikte oynadığı filmlerin en niteliklisi Yavuz Özkan’ın senaryosunu yazıp yönettiği “Maden”dir (1978). Büyük ses getiren bu politik dram 15. Altın Portakal Festivali’nde dört ödül almıştı. Yakışıklılıkta Arkın’dan aşağı kalmayan Akan’la başarılı yorumlara imza attıkları çalışmalardan son izlediklerim Halit Refiğ’in yönettiği “Alev Alev” (1984) ve “Paramparça” (1985) filmleriydi.

Kadıköy vapurlarında yakından gördüğüm Fatma Girik şaşırtıcı bir güzelliğe sahipti. Arkın ve Girik’in 1969’da çevirdikleri “Vatan ve Namık Kemal”i, yönetmen Duygu Sağıroğlu Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” oyunundan aktarmıştı. Fatma ve Cüneyt’in bu yapımın afişindeki fotoğrafları öyle çarpıcı ki filmi hemen bulup izleyesi geliyor insanın... Memduh Ün imzasını taşıyan “Büyük Yemin” (1969) filminde Arkın, Girik’in hem eşini hem de oğlunu oynuyor, eş ve anne rollerindeki yorumları Fatma’ya 2. Altın Koza en iyi oyuncu ödülünü getiriyordu. Yine birlikte çevirdikleri, Duygu Sağıroğlu’nun yönettiği, 1971 yapımı “Satın Alınan Koca”ysa son günlerde televizyon ekranındaydı. 

Cüneyt Arkın, dövüş ve akrobasi yeteneğini ustaca sergilediği Kara Murat, Battal Gazi, Malkoçoğlu filmleriyle halkının gönlünde taht kurdu. Görkemli uğurlanışı, insanlarımızın, doğruları yaşamı pahasına savunan, tehlikelere yiğitçe göğüs geren, akıl ve beden gücüyle haksızlıkların üstesinden gelen bir kahramana olan özleminin de anlatımıdır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları