Ayşegül Yüksel

Erhan Gökgücü’nün ardından

18 Şubat 2020 Salı

Onun öğrencileriyle çalışmasını en son Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın orta alandaki eski sahnesinde izlemiştim. Yanlış anımsamıyorsam Maksim Gorki’nin “Çehov” biçemindeki bir yapıtıydı. Tadı damağımda kalmış. Aynı sahnede yer alan daha eski bir başka çalışması da J.P. Sartre’ın “Sinekler” oyunudur. Gördüğüm, göremediğim oyunlarda görev alan gençler ile Bilkent Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü’nde yetiştirdiği öğrenciler şimdi tiyatromuzun kıdemlileri arasında…

Erhan Gökgücü’yü öncelikle “tiyatro hocası” olarak anmamın temel nedeni, Ankara’da yıllardır paylaştığımız sahne olaylarının her birinin kalabalığı içinde, çevredekilerin ona “hocam” diye seslenmesi olmalı. Oysa, kendisini tanımadan yıllar önce, yazdıklarını biliyordum. 1984’te “Ramazan’la Cülide” oyununu TOBAV Oyun Yazımı Yarışması’nda birincilik ödülüne değer bulunmuştu. Ödüllü oyunların sayısı “Giordano Bruno”, “İki Kalas Bir Heves”, “Memleketim, Memleketim”, “Duyarlılık Üzerine Vivace”, “Gerçek Kurbanın Acısı” ile çoğaldıkça oyun yazarlığı öne çıkıyordu.

Sahne metinlerinde çeşitlilik arayışı içindeydi

Yapıtlarında görsel-işitsel düzeydeki tasarımlarıyla öngördüğü çeşitlilik dışında, oyun biçimlerinde de çeşitlilik aramıştı. Sözgelimi, “Bruno” ve “Ramazan’la Cülide” göstermeci biçemde oluşturulmuş, episodik bir yapı üstüne kurulmuş, anlatıcı, koro, müzik ve şarkı kullanımıyla seyirciye doğrudan doğruya seslenen, “açık biçim” yapıtlardır.

Örnekleri çoğaltalım. “Duyarlılık üstüne Vivace” kapalı bir uzamda, iki kişinin hesaplaşmasını yoğun bir söyleşim düzeni içinde dile getirir. “Gerçek Kurbanın Acısı” bir film setindeki çalışma düzeni içinde, senaryonun içerdiği öyküyü gerçekten yaşamış olan senaristle filmde görevli bir oyuncu arasındaki çatışmayla biçimlenir. Yer yer, yerli oyun yazınımızda pek çok örneği bulunan -Ahmet Kutsi Tecer’in “Köşebaşı” oyunu gibi- “toplumsal çevre”den bir kesit sunarken gevşek bir doku oluşturan, zaman zaman da beklenmedik bir dramatik yoğunluğu yakalayan bir metindir.

Bütün oyunlarında düşünce özgürlüğünü ve demokrasiyi savunan bir duruş yansır. Örnekleyelim. “Promete 1940”ta Köy Enstitülerinin kuruluşu ve kapatılışı, “Memleketim Memleketim”de Tan Matbaası’nın 1945’te gerici güçlerce yakılışı, “İki Kalas Bir Heves”te sansür ve baskı mekanizması irdelenmektedir.

Operatik özellikli sahnelemeler 

Ankara Devlet Konservatuvarı’nı 1963’te bitiren Gökgücü, ayrıca piyano ve şan eğitimi görmüştü. (Sevgili eşi tiyatro sanatçısı Funda’nın da “şancı” olmasına şaşmamalı). Bu nedenle yapıtlarını yazarken ve sahnelerken “operatik” boyutlarda dolaşmayı severdi. Giordano Bruno’nun bilimsel düşüncelerini engizisyonun işkencelerine karşın değiştirmediği, en ünlü oyunu “Giordano Bruno”nun sahnelemelerini, kalabalık oyuncu kadroları, ışık oyunları, gezginci koronun müzik katkısıyla zenginleştirmişti.

En çok tutulan sahne çalışmalarından biri olan Joshua Sobol’un “Ghetto” oyununun içerdiği görsel ve işitsel “üstün-yapım” özellikleri, canlı orkestra müziği, Funda Gökgücü’nün şarkıları, Hüseyin Avni Danyal’ın kusursuz “gestapo” çizimi, Ünsal Coşar’ın oyunu baştan sona saran incelikli yorumuyla -aradan yıllar geçmiş olmasına karşın- belleklerdedir.

Sahnelediği oyunlar çoğunlukla “zor olan”la yüzleşmeyi gerektirmişti. İşte “Üç Kuruşluk Opera”, “Venedik Taciri”, “Galile’nin Yaşamı”, “Yusuf ile Menofis”, “Vanya Dayı”…

Devlet Tiyatroları’nın birçok sahnesine oyuncu ve yönetici olarak da emek veren Gökgücü, emekli olmadan önce uzun süre kurumun başrejisörü olarak görev yapmıştı.

Değerli bir tiyatro emekçisini daha yitirdik… 


Yazarın Son Yazıları

Ne Savaş Ne Salgın 17 Mart 2020