Ayşegül Yüksel

Sahnedeki ‘suç ve ceza’

13 Kasım 2018 Salı

Ankara Devlet Tiyatrosu’nun yeni dönemde başı çeken yeni yapımlardan biri Gaston Baty’nin Dostoyevski’den uyarladığı, Bertan Onaran’ın Türkçesiyle sunulan ‘Suç ve Ceza’. Bozkurt Kuruç’un sahnelediği oyunun altyapısını kıdemli ağır top sanatçılar oluşturuyor: Dekor tasarımı H. Güven Öktem’in, giysi tasarımı Gül Emre’nin, Işık Ersen Tunççekiç’in, müzikse Can Atilla’nın.
Dostoyevski gibi insan bilincinin karmaşık labirentinde korkusuzca dolaşan bir anlatı ustasının yapıtlarını sahneye taşımak zordur. Kitapları her an başucumuzda olabileceğine göre, tiyatrolaştırılmaları bence ‘yapılmasa da olur’ bir iştir. Gelin görün ki yazarın yapıtları durmadan sahneye uyarlanıyor ve dünya düzeyinde sahneleniyor...
‘Suç ve Ceza’nın aynı uyarlamacının elinden çıkmış metniyle 2001 yılında yine Ankara Devlet Tiyatrosu’nda tanışmıştık. Kazım Akşar’ın yönettiği ve başrolü Mehmet Atay’ın oynadığı bu çalışma ‘üstün-yapım’ (süper-prodüksiyon) anlayışıyla kotarılmıştı. Üç saat yirmi dakika süren bu oyunla ilgili deneyimimi ‘sözleri beyninize ulaşmayan bir yapıtı izlemeye çalışmak’ diyerek dile getirmiştim.
Yeni yapımda ise özellikle sözlerin anlaşılması ve ‘beyne ulaşması’ üstüne odaklanılmış. Bozkurt Kuruç, yönetmenlik gösterileriyle zaman yitirmeyerek, yapımı yaklaşık iki buçuk saat içinde kotarmayı öngörmüş. Sahnede yer alan çok sayıda tablonun olabildiğince ‘yakın-plan’da yer almasını sağlamış. H. Güven Öktem’in hem 19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nı yansıtan, hem de hızlı taşınabirlirliğiyle seyirciyi bir uzamdan ötekine ulaştıran dekor tasarımı ile Ersen Tunççekiç’in yalın ama yansıttığı uzamlarla rahatça buluşan ışık tasarımı, Kuruç’un seyirciyle birlikte soluk alıp veren bir sahne anlatımına imza atmasını kolaylaştırmış. Tablolar değişirken oluşan boşluğu ise Can Atilla’nın bestesi dolduruyor. Pek çok başarılı tiyatro müziği yazmış olan sanatçının bu çalışmasının boyutları bir yandan Dostoyevski’nin duyarlığıyla buluşurken, bir yandan da oyundan bağımsız olarak sunulabilir bir niteliğe ulaşmış.
Gül Emre’nin giysilerinin çarpıcılığı ise oyunculuktaki biçemleri vurguluyor. Dostoyevski’nin içinde yaşadığı dünyanın ‘tip’ düzeyindeki insan görüntüleri, dönem giysileri içinde –Farahnur Barut’un Darya Pavlona’sı ya da Can Öztopçu’nun İlya Petroviç’i gibi-bir oranda ‘abartı’ içeren teatral bir atmosfer yaratırken, Çarlık Rusyası’nın ‘ezilmiş’ insanları sahnedeki olayı günümüze daha yakın giysiler içinde ve daha doğal bir oyunculuk anlayışıyla yaşatıyorlar. Bu biçem en duyarlı yansımasını Orhan Özyiğit’in Razumikin ve Tuncer Yığcı’nın Marmeladov yorumlarında buluyor.
Yasaların çiğnenebilirliğini savunan Raskolnikov (Buğra Koçtepe) ile adaletin kutsallığına inanan Porfir’in (Nihat Hakan Güney) oyunu baştan sona saran düşünce ve söz düellosu işte böyle bir oyun/oyunculuk ortamında yer alıyor. İçinde yaşadığı dönemin yozluğuna karşı çıkan üniversite öğrencisi Raskolnikov, sıradan insanların yenik düştüğü yaşama üstün zekâlarıyla karşı çıkabilen ‘sıra dışı’ kişilerin, işledikleri suçun cezasını çekmeden var olabileceklerini savunurken, Porfir bunun tersini öne sürüyor. Aklın üstünlüğüne güvenen Raskolnikov, öldürdüğü yaşlı rehinci kadının katili olduğunu rahatça gizleyebilirken, ‘akıl’ ile ‘yürek’ arasındaki ilişkiyi düşünmeyi reddediyor. Oyunun akışı bu yönde sağlanması gereken dengeyi belirliyor. ‘Zekâ’ ile ‘vicdan’ birbirini dışlayabilir mi sorusunun yanıtı için oyunun tümü izlenmeli. Buğra Koçtepe, Raskolnikov’da, aklın vicdana olan üstünlüğü bağlamındaki ‘entelektüel’ duruşunu son aşamaya dek korurken, canlandırdığı karakteri doğal bir oyunculukla, kendisini ve seyirciyi yormadan taşıyor. Nihat Hakan Güney ise karşısındaki ‘entelektüel’ duruşun insanca duyarlıklarla örtüşmesini soğukkanlılıkla bekleyen Porfir’i –bir oranda- teatral bir yaklaşımla yorumluyor.
Ankara Devlet Tiyatrosu’nun son yıllarda sunduğu iyi işlerden biri olan ‘Suç ve Ceza’, uzunluğuna karşın, izlenmeye değer bir düzeyi yakalıyor. Bu kalabalık kadrolu oyunda yer alan –Güven Besimoğlu gibi kıdemli, Orida Yıldıran gibi genç- bir dolu sanatçının, irili ufaklı rolleriyle oyunu başarıya ulaştırmadaki katkılarının da unutulmaması gerekiyor.  


Yazarın Son Yazıları

Bahçede tiyatro dönemi 18 Ağustos 2020