Barış Doster

Cumhuriyetle uyanmak

30 Ekim 2019 Çarşamba

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 96. yıldönümünü kutluyoruz. Sorunlarımız çok olsa da, umutluyuz. Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedefin uzağında olsak da, coşkuluyuz. Cumhuriyetin kazanımları, Atatürk’ten sonra, özellikle son yıllarda artan bir hızla hırpalansa da, gururluyuz. Arasız devrimler kesintiye uğrasa da, kararlıyız. Niçin acaba? Kof bir iyimserlik mi? Yoksa temeli güçlü bir Cumhuriyete yaslanmanın, kökü kuvvetli bir Aydınlanma Devrimi’nden güç almanın, zemini sağlam bir çağdaşlaşma atılımından beslenmenin, tarihin doğru yerinde saf tutmanın bilinci ve özgüveni mi?

Nereden gelip, nereye gittiğimizi düşünelim. Neyi nasıl yaptığımızı, neleri neden yapamadığımızı tartışalım. Türkiye Cumhuriyeti’yle aynı yıllarda kurulan devletleri, aynı coğrafyayı paylaşan ülkeleri, Türk devrimiyle yaşıt devrimleri gözümüzde canlandıralım. Kaçı ayakta? Kaçından daha ileriyiz? Kaçından daha gerideyiz?

Bu soruların yanıtı bellidir ve şurası kesindir: Laik, bilimsel, halkçı, aydınlanmacı eğitim anlayışından; kadın haklarından; yurttaşların eşitliğinden (eşit yurttaşlık değil, ikisi farklıdır); kamucu ve planlı ekonomiden; bütüncül kalkınma iddiasından; tam bağımsızlık ülküsünden; bölge merkezli dış politikadan uzaklaşmak, Türkiye’yi geliştirmemiş, geriletmiştir. Cumhuriyetten uzaklaşmak, Atatürk’le arasına mesafe koymak, laikliğe burun kıvırmak, Kurtuluş Savaşı’nı küçümsemek, kimseyi daha solcu, daha devrimci, daha Müslüman, daha milliyetçi yapmamıştır. Fakat emperyalizmin maşası, işbirlikçisi yapmıştır. Yanılmasını, kandırılmasını kolaylaştırmıştır. Türkiye’yi büyütmemiş, küçük düşürmüştür. Dış etkilere açık hale getirmiş, yalnızlaştırmıştır.

‘Yeni’ Cumhuriyet değil, yine Cumhuriyet

Yeni Osmanlıcı hayaller peşinde koşmak; piyasacı, küreselleşmeci ekonomi politikalarına teslim olmak; ulus devleti, ulusal kimliği, ulusun bütünlüğünü modası geçmiş saymak; etnikçi, mezhepçi, bölgeci siyasetleri benimsemek, toplumsal bütünlüğe, ulusal birliğe darbe vurmuştur. “Tarihimizle barışıyoruz”, “geçmişimizle yüzleşiyoruz”, “dogmalardan kurtuluyoruz”, “yeni bir tarih okuması yapıyoruz” gibisinden cilalı sözler söylemek, her kavram ve kurumun önüne “yeni” ve “demokratik” sıfatlarını eklemek, iktidar ve muhalefette etkili olsa da, millette karşılık bulmamıştır. Çünkü milletin kayıtsız, şartsız egemenliğine dayanan Cumhuriyet, eksik ve aksak yönlerine rağmen, fırsat eşitliği ve toplumsal adaleti sayesinde en alttan gelenleri en üste taşımıştır. Liberal sosyologların pek sevdiği merkez-çevre ayrımını aşmıştır. Yurttaşı oluşturmada çok önemli mesafe almıştır.

Çünkü Cumhuriyet; Kurtuluş Savaşı verirken, aynı anda devlet kuran ve devrim yapan; milletleşirken devletleşen, devletleşirken de milletleşen bir halkın kutsal isyanının ürünüdür. Çünkü Cumhuriyet, milli bir projedir. Özgündür, özeldir, öncüdür. Çünkü Cumhuriyet, “manda ve himayeye hayır” diyerek kurulmuştur. Temelinde kan, gözyaşı, emek ve özveri olduğu kadar akıl, bilim, aydınlanma ve uygarlaşma da vardır. Çünkü Cumhuriyet, savaş meydanlarında kurulsa da, barışçıdır. Yayılmacı, maceracı değildir. Hırslı, hınçlı, hırçın politikalar izlememiştir. Antiemperyalisttir.

O nedenle Cumhuriyet, sonsuza dek yaşayacaktır.


Yazarın Son Yazıları