Barış Doster

Eğitim, piyasanın emrinde midir?

08 Eylül 2021 Çarşamba

Hem okulların açılması hem de yükseköğretimde pek çok bölümün kontenjanlarının dolmaması, zaten yapısal sorunları olan eğitim sistemimizin durumunu bir kez daha tartışmaya açtı. Eğitim sisteminin yapboz tahtasına döndüğünü, AKP iktidarında çok fazla milli eğitim bakanının görev yaptığını, buna karşın istikrarlı ve başarılı bir sistem oturtulamadığını söyledi uzmanlar. Eğitimin ideolojik boyutuna, laik niteliğine de değinildi elbette, özellikle de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlet protokolünde ve yönetiminde artan ağırlığına koşut olarak. Doğaldır bu tartışmalar. Gereklidir de.  

Eğitimin laik, bilimsel karakteri yanında, halkçı boyutunu da unutmamak gerekir bu tartışmalarda. Salgın hastalıkla birlikte, bir kez daha görüldüğü üzere, eğitimde fırsat eşitliğini, öğrencilerin eğitim hakkına ulaşmada, eğitim olanaklarından yararlanmada, yaşadıkları sınıfsal dengesizlikleri, eşitsizlikleri de konuşmak şarttır. Eğitimin bilimsel niteliğiyle birlikte, siyasal ve toplumsal düzlemde eğitimde fırsat eşitliği, eğitimin kamusal, toplumsal, ulusal boyutu, devletin eğitime ayırdığı pay da tartışılmalıdır, “Okuduk ama okutamıyoruz” diyen atanamayan öğretmenlerimiz de.  

BİLİM İNSANI VE BAĞIMSIZLIK  

Türkiye’de artan üniversite sayısına koşut olarak, nitelik artmamıştır. Ama bu konu pek az öne çıkmaktadır. Bunun yerine, medyaya ilan veren, reklamlarla öğrenci (Yoksa müşteri mi demeli?) çekmeye çalışan vakıf üniversitelerinin kampanyaları konuşulmaktadır. Bölümlerin, fakültelerin döner sermaye gelirleri konuşulmaktadır. Finans kuruluşlarına danışmanlık yapan hocaların; özel hastanelerle, özel laboratuvarlarla, ilaç şirketleriyle ilişkili öğretim üyelerinin sayısı konuşulmaktadır.  

Günümüzde kıstas, artık bilimin ölçütü değildir. Üretilen bilginin piyasada para edip etmediğidir, piyasa değeri olup olmadığıdır. Uzun vadeli ve topluma katkısı olan araştırmalar değil, kısa vadeli ve özel sektörün kazancını artıracak projeler, buluşlar, ürünler esastır artık. O nedenle fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi temel bilimlere değil, (çünkü onların araştırmalarının sonuçları orta ve uzun vadeye yayılır), kısa vadede teknolojik çalışmalara eleman yetiştirecek, piyasanın talepleriyle hızla bütünleşen bölümlere gereksinim vardır.  

Çünkü ekonomide girişimcinin yatırdığı paranın kısa vadede ve katlanarak geri dönüşü esas olduğu gibi, eğitimde de müşterinin (yani öğrencinin) velisi, üniversiteye yatırdığı paranın, çocuğu mezun olur olmaz katlanarak geri dönmesine bakmaktadır. Biyoloji bilmeyen doktor; kimya bilmeyen eczacı; fizik bilmeyen inşaat mühendisi; tarih bilmeyen uluslararası ilişkiler uzmanı; iktisat bilmeyen işletme mezunu sayısının artması, bu nedenle doğaldır.  

Theodor Adorno’nun şu sözü önemlidir: “Bilim, itaatsiz olana ihtiyaç duyar”. O yüzden bilim insanının özgürlüğüne düşkün, bağımsız düşünen, yazan, konuşan, eleştirel yapıda olması, tüm güç odaklarına karşı mesafeli durması, onların uydusu, uzantısı olmaması gerekir. Aksi halde, sadece bilim zarar görmez. Bilimle birlikte toplum da zarar görür. Bunun da telafisi oldukça zordur. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları