Barış Doster

Erken seçim tartışmaları ve gerçekler

09 Haziran 2021 Çarşamba

İktidar ve muhalefet arasında erken seçim tartışması sürüyor. İktidar, seçimin zamanında yapılacağını vurguluyor. Muhalefet, iktidarı erken seçim yapmaya davet ediyor. Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’nda söz verdiği, toplumun da beklediği değişiklikleri henüz yapmayan iktidarın, önümüzdeki günlerde, yüzde 10 olan seçim barajını düşüreceği (yüzde 7 veya yüzde 5’e), büyükşehirlerde seçim bölgelerini küçülterek, daraltılmış bölge sistemini hayata geçireceği yazılıp çiziliyor. HDP’ye açılan kapatma davası da siyasetin önemli bir gündem konusu.  

Geçmiş deneyimler ışığında, konuyu ele alalım...  

Birincisi, Türkiye’de çok fazla parti var. Darbeler ve muhtıraların yanı sıra, siyasal, kültürel, toplumsal yapımız da bu parçalı parti sistemini besliyor. Bunun kısa vadede değişmesi olanaksız.  

İkincisi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra gündeme gelen yüzde 10 barajı, kısa süre için darbecilerin istediğini verse de, sonra işlevini yitirdi. Barajı geçemeyeceği varsayılan siyasi hareketler, barajı geçip TBMM’ye girdiler. Dahası, siyasal İslamcı hareket, istikrarlı şekilde büyüdü. Refah Partisi, 1995 genel seçimlerinde sandıktan birinci çıktı. Koalisyonun büyük ortağı oldu. Kapatıldı, yerine Fazilet Partisi kuruldu. O kapatılınca da yerini Saadet Partisi aldı. Milli Görüş kökenli kadroların öncülüğünde kurulan AKP ise 2002’den beri tek başına iktidarda.  

Üçüncüsü, Kürtçü siyasi hareket, önce bağımsız adaylarla girdi TBMM’ye. Sonraki seçimlerde ise parti kimliğiyle, yüzde 10 barajını aşarak temsil hakkı elde etti.  

Dördüncüsü, yaşanan deneyimler, yüzde 10 barajının adaletsiz olduğunu, siyasal ayrımcılığı ve kırılganlığı beslediğini kanıtladı. Örneğin, 2002 seçimlerinde AKP kabaca yüzde 35, CHP kabaca yüzde 20 oyla Meclis’e girdiler. Diğer tüm partiler baraj altında kaldılar. Yani seçmenlerin yüzde 45’i parlamentoda temsil edilmedi.   

YÜZDE 10 BARAJIYLA NE AMAÇLANMIŞTI? 

Beşincisi, baraj için ideal oran yüzde 5’tir. Fakat bu da büyük partilerin işine gelmez. Çünkü asıl oy vermek istediği parti baraj sorunu yaşadığı için ona oy vermeyen, barajı geçecek partiler arasında kendine en yakın olanına oy veren seçmenler, baraj yüzde 5’e inerse, asıl istedikleri partiye yönelirler. Küçük partiler de ittifak yapar, Meclis’e girerler. 

Altıncısı, yüzde 10 barajını getirenlerin gerekçesi, yönetimde istikrarı sağlamaktı. Koalisyonlara, kısa ömürlü hükümetlere son vermekti. O yüzden, yönetimde istikrar adına, temsilde adaletten büyük ödün verildi. Lakin hedefe ulaşılamadı. Yüzde 10 barajı da yönetimde istikrarı sağlamadı. Amaçlanan iki partili meclis, güçlü iktidar ve güçlü muhalefetti. Olmadı.  

Yedincisi, “Temsilde adaletin dört dörtlük olması halinde Meclis’e çok sayıda parti girer, o zaman da yönetimde istikrar olmaz” diye düşünenler, meselenin sadece bir oran meselesi olmadığını, siyasal kültür ve toplumsal yapıyla da ilgili olduğunu düşünmediler. Sonuçta dünyanın en politik seçmenlerine, en fazla siyaset konuşan yurttaşlarına sahip olan Türkiye’de, aranılan siyasi istikrar bir türlü sağlanamadı.  

Sekizincisi, seçim barajı inse bile, partilerin demokratik olmayan yapıları, partilerdeki tek adam saltanatı değişmedikçe, siyasette umulan sonuçlar alınamaz.       

Şunu görmek gerekir: Seçim sistemiyle çok fazla oynamak, seçim kanunlarında çok sık değişiklik yapmak yanlıştır. Kurumsallaşmayı geciktirir. Siyasal kültürün ve geleneklerin güçlenmesini zorlaştırır. Seçim çevresinin büyüklüğü abartılmamalıdır. Ne çok geniş ne çok dar olmalıdır. Çok dar olursa, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikler, aşiret, tarikat, cemaat ilişkileri öne çıkar. Ulusal bütünlük, yurttaş kimliği, sınıf bilinci zayıflar.   


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları