Barış Doster

Laiklik ve emperyalizm

11 Eylül 2021 Cumartesi

Türkiye; son yıllarda alışıldığı üzere, bir kez daha Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamaları nedeniyle laikliğin önemini tartışıyor. İktidarın, bürokrasinin ve liberal aydınların (son haftalarda bazılarının U dönüşüne tanık oluyoruz) Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik konusundaki olumsuz tutumuna karşın, toplumda Atatürk’e, Cumhuriyete, laikliğe yöneliş daha da güçleniyor. Yani, devlet dışladıkça, millet sahipleniyor.  

Laikliğin siyasi, hukuki, tarihi, dini, toplumsal, kültürel yönleri var elbette. Din ve dünya işlerinin ayrılması diye okumuştuk ilkokulda. Sonra, yönetenlerin, yönetme yetkisini tanrısal olmayan bir kaynaktan, yani milletten alması olarak öğrendik üniversitede. Demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu, laik olmayan bir devletin, demokratik olamayacağını anladık. Ulusal egemenliğin, milli birliğin, yurttaşlık bağının, kimlik siyasetini aşmanın, özgür düşüncenin, hukuk devletinin, kadın - erkek eşitliğinin, aklın ve bilimin esas alınmasının, çağdaş eğitimin, aydınlanmanın, inanç ve ibadet hürriyetinin, yalnız ve ancak laiklikle mümkün olabildiğini kavradık. Laik olmayan toplumların, ne büyük acılar çektiklerini, nasıl geri kaldıklarını, sömürüldüklerini gördük, görüyoruz.   

Mustafa Kemal Atatürk sonrası adım adım, sinsice kemirilen, aşındırılan, sulandırılan laikliğin gereksiz olduğunu, anayasadan çıkarılması gerektiğini savunan binlerce bürokrat, öğretim üyesi, hukukçu, siyasetçi, gazeteci var bugün. Fakat tarih, yaşadığımız dünya, onları doğrulamıyor. Hep Atatürk’ü haklı çıkarıyor.  

BATI, DİN SÖMÜRÜCÜLERİNİ SEVER  

Toplum; mevcut iktidarın yanı sıra, “İslami demokrasi”, “Müslüman demokrasi” gibi kavramları savunan liberal görüşlü siyaset bilimi hocaları; tarikat ve cemaatleri “sivil toplum örgütü” olarak gören, sosyal demokrat sosyoloji profesörleri gördükten sonra, laikliğin önemini daha iyi anlıyor. Feodalizm artığı kimlikler, ortaçağ kalıntısı aidiyetler, etnik ve mezhepsel mensubiyetler üzerinden parçalanan devletlerin, bu kimlikler üzerinden birbiriyle boğuşan İslam ülkelerinin durumu da Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ne kadar özel, önemli, özgün olduğunu her gün bir kez daha kanıtlıyor.  

Emperyalizmin, çökertmeyi, işgal etmeyi, yağmalamayı, sömürmeyi hedeflediği ülkelerde, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikleri nasıl kullandığını, kaşıdığını, kışkırttığını görenlerin, laikliğe verdiği önem artıyor. O yüzden, laiklik; sadece iç barışın, toplumsal huzurun, ulusal bütünlüğün güvencesi değil, aynı zamanda sağlıklı bir dış politikanın, başka ülkelerle iyi geçinmenin de temel unsurlarından biri. Dış politikadaki mezhepçi yaklaşımları önlemek için de zorunlu. Batı emperyalizminin İslam dünyasında kimlerle ittifak yaptığını, kimleri öne çıkardığını, kimleri desteklediğini, kimleri hedef seçtiğini biliyoruz.  

Bu bağlamda laiklik; emperyalizme karşı mücadelenin de temel şartı, emperyalizmin tuzaklarına düşmemenin güvencesi. Yurttaş bilincinin, ulus bilincinin, sınıf bilincinin zemini. O nedenle laiklik; uygar bir yaşam, güçlü bir ulus, huzurlu bir toplum için olduğu kadar, tam bağımsızlık ve sınıf mücadelesi için de yaşamsal. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları