Silivri’den Çıkan Feryatları Duyan Var mı?

22 Kasım 2011 Salı
\n\n\n

Öncelikle sizlerden özür diliyorum: Yine öyle şeyler yaşıyoruz ki, geçen haftadan taşan Marksizm Dondurucuda, Kemalizm Dimdik Ayakta başlıklı makalemin devamı gelecek haftaya kaldı. Neden mi? Önce bir doğal akış sahnesiyle başlayalımGeçen hafta birkaç kez yine Silivriye gittim. Tuncay Özkan ve Balbay bizlere seansın başlamasından önce 10 dakika kadar seslenme vakti buluyorlar. Bizi ayıran mesafe, tutuksuz mahkûmlara ayrılan oturma yerinin uzunluğu kadar. Yani 9-10 metre civarı. Yine uzaktan kavramsal kucaklaşmalar, gülümsemeler... İkisi de önce Esin Afşarın kaybından duydukları büyük üzüntüyü dile getirdiler. Afşarın nasıl Silivriyi izlediğini, duruşmalara arada katılarak onlara moral verdiğini, kültürel yaşamımızda onun yokluğunun doğuracağı büyük boşluğu anlatarak sohbetimizebaşladılar. Sevgili büyük değerimiz Afşarı bir gün önce sonsuzluğa uğurlamıştık. Herkes nefesini tutarak dinledi. Sonra bu demokrasi bekçilerinin sevenleriyle hızlı diyalog ve kitap imza süreci başladı. Yine espri yapma peşindeydi Balbay. Nutkum tutuluyor buradadediğimi duyunca, İşte bu haberdir arkadaşlar! diyerek bizi güldürdü. Özkan, moralini bozuk gördüğü bazı yakın destekçilerine öyle bir hızlı dersverdi ki, her biri ondan koca bir rüzgâr alıp gösterdikleri zaaf belirtisini anında yok edebildiler. Sizler dışarıda bu karanlığı yeneceğimize inanmazsanız, bizler bu mücadeleyi içeride vermeye nasıl devam edebiliriz? Faşizmi yeneceğizdiye haykırdı Özkan. Çevreme baktım: Aynı gazetede yazdığı insanlara merhaba dememekten haz almaya çalışan, aynı sepete oy vermemeyi yaşam tarzı haline getiren ama aynı sorunlarla boğuşan muhalif insanlar vardı. Aynen onları temsil eden siyasiler gibi, rakibi sevindiren uygulamalara takılıp kaldıklarının farkında değildiler... Atatürkü hırpalamayı demokratik borçları sanacak kadar rezilleşebilen Onun partisinin bazı mensupları ise hepimizin yüz karasıydı.

\n

Daha sonra Hurşit Tolon uzun uzun, nasıl en sade anayasal haklarını kullandığı için gülünç iddialarla suçlandığını anlattı. Basına açık yapılan en sade toplantıların nasıl gizli örgüt buluşması havasına sokulmaya çalışıldığını kanıtlarıyla aktardı. Etkileyiciydi.

\n

Kâşif Kozinoğlunun Aydınlıkta yayımlanan Mektupları yenilir yutulur lokma değil: Okuduktan sonra, insan eski MİTçinin ölümüne tabii ki olağan gözüyle bakamıyor. Özkan’ın Hapiste Yatacak Olana Öğütler isimli kitabı yeni yayımladı. 75. sayfada şu sözler var:Siz siz olun özellikle saat 17.20 sonrası sakın hastalanmamaya çalışın. Hele tecritte kalp krizi geçirmeyin; ancak ölünüzü bulurlar”. Hasan Ataman Yıldırım, tutuklulardan. Kozinoğlu ve Hasan Atilla Uğurun koğuş arkadaşları. Geçen hafta panik içinde basına el yazısıyla bir yorumunu dağıttı. Bildiğiniz gibi maalesef Kozinoğlu, Özkanın uyardığı saatlerde 18.15 civarında kriz geçirmiş ve ardından ancak 18.50de gelen bir doktorsuz ambulansla Silivri Hastanesine kaldırılmaya çalışılmış ve 19.15te buraya ölü olarak gelmişİlk ağrının gelmesinden bir saat sonra hastaneye ulaşabilmiştir. Cezaevi kampusunda bu şartlarda bütün tutuklular için bu durum aynıdır. Bizler burada ölümü bekliyoruz diyor H. A. Yıldırım. Ve bu noktadan hareketle, Kozinoğlunun son iki gününde başında beklediği hasta arkadaşı Hasan Atilla Uğurun durumuna parmak basıyor: Dışkısından kan gelen ve kalbi arızalı olan Uğurun, özellikle Öcalanı sorguladığı kitabından sonra terör örgütlerinin hedefi haline geldiğini hatırlatıyor. Hem sağlık hem güvenlik açısından daha önce gittiği GATAya sevkini istediğini, daha sonra ise savcının teklifi ve Yıldırımın da baskısıyla Çapaya gitmeyi kabul ettiğini ancak 16 Kasım günü yasal hakkı olan bu kararın da bozulup ancak Silivriye izin verildiğini aktarıyor.

\n

Şu andaki son durum mu? Albay Atilla Uğur, tabii ki Silivri sevkini reddediyor, o hastanede ölmek yerine, koğuşta ölmeyi tercih ediyor ve Yıldırım sözlerini şöyle bağlıyor: Her gün gözümün önünde eriyor. Kendisinin Çapaya sevk edilmesi için mahkemenizden talepte bulunuyorum. Koğuşta 2. bir ölüm istemiyorum.

\n

Bizler mi? Bu insani feryatları her yöntemle Adalet Bakanlığından başlayarak yeryüzüne duyurmamız lazım ki, bu canlar, Uğurdan başlayarak kurtulsun. Yoksa daha acil işleriniz mi var sanıyorsunuz? Yarın o sevki bekleyen TC vatandaşı, herkes olabilir. Bilmem anlatabildim mi?

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Hırs ve hayat dersleri! 12 Kasım 2020