Türklerin sanatı, Almanların yaşamı...

25 Ağustos 2015 Salı

San Francisco Manifestosu, Batı müzesinde
Hafta sonunu Almanya’da geçirdim. Kunstverein Rheinland Westfallen Düsseldorf’ta, “Türkler’in Sanatı” başlıklı bir sergimiz vardı. Küratörler Hans-Jürgen Hafner ve Manuel Graf. Sergi çok farklı bir toparlamayı hedef almıştı. 19. yüzyılın ortalarına doğru fotoğrafın gelişinden, Osmanlı’nın sonları ve Atatürk döneminin resmi modernleşmesi üzerinden Türk çağdaş sanatının farklı dönemleri ile kritik virajlarına değinen bir sergi... Bu bağlamda, sonuçta Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki modernleşmeyi, ünlü Alman mimarlar üzerinden ele alıp ardından Adnan Çoker’in, benim, Erdağ Aksel’in, Fikret Atay’ın ve Haluk Akakçe’nin işlerine ulaşan zaman ötesi bir seyahat... Öte yandan, ilk yazılışından 31 yıl sonra 1984 San Francisco Manifestosu’nun ve yıllardır vurguladığım şekilde Batı’nın Doğu’ya karşı önyargıları konusundaki kültür emperyalizmi eleştirilerimin üst düzey bir Batı sanat kurumunda kabul görmesi, beni ayrıca çok mutlu etti; genç bir sanatçı olarak ortaya koyduğum o iddialı fikirlere karşı Batı’nın ukalalıklarının en azından bazı cephelerde sona erdiğini gösteriyordu adeta. Açılışa bini aşkın Alman sanatsever geldi.

Huzurlu ve eğlenen bir Almanya!
Otel odamda zapping yaparken gördüğüm en çarpıcı “gerçek”, kanalların, derdi olmayan bir ülkenin yaşam tarzını yansıttığıydı. Yemek tarifinden asilzadelerin konkurhipiklerine, komedilerden futbola geçerken hiç bombalara, rehin alınmış bir halka ve tehditlere rastlamadım. Kendi ritminde mutluluk içinde yaşayan insanlar vardı ortada. Sokaklar mı? Gündüz sakin ve aşırı kalabalık değil, geceleri ise toplanma yerlerinde mutlu bir şekilde birbiriyle şakalaşan, gülen eğlenen, 24 saat sokaklarda doyasıya bira içen, öpüşen “kızlı-erkekli” gruplar! Olmaz böyle rezalet! Birileri AKP’ye derhal haber vermeli, Alamanyamızda sokaklarda böyle ‘çirkin’ görüntülere müdahale etmek için tez elden çevik kuvvet ve zabıtalar yollanmalı!” dedim beraber seyahat ettiğimiz asistanım Öykü Eras’a...
Bizi havaalanına götüren taksici tabii ki Türk’tü! Fethi Kaçmaz, Diyarbakır’dan gelmiş, artık Alman olmuş. Eşi de “memleketlisi”... Bu çok hoşsohbet dostumuz, bize izlenimlerimizi teyit eden bir Almanya özeti çıkardı hemen: “Burada 72 milletten insan istediği gibi bir arada güzelce yaşar, kimse kimseye karışmaz, sağ-sol anlamını kaybetmiş, ülke çıkarı konu olunca, herkes bir araya gelir. Polis dediğin kafasına göre takılamaz, izni olmadan seni arayamaz, evine ekip gelirse de, polis merkezini arayıp rahatlıkla bu ekibi gözüm tutmadı, bana yenisini yollayın’ diyebilirsin. Kimse kimseye bir tokat bile atamaz, 15.000 Avro ceza öder, burada cezalar caydırıcı ve işe yarıyor”.

Bakanlıkla kandırmak!
Sonra ne mi oldu? Uçağa bindik ülkemize döndük. Hani şu kızlı-erkekli, alkollü her şeyin yasak, günah, ayıp olduğu sevgili ülkemize! Hani şu siyasi heyecan yaşamaktan yerimizde duramadığımız film gibi, kara mizah gibi, absürd tiyatro gibi, cehennem azabı gibi, fokur fokur her tarafı kaynayan ülkemize. Günün bayatlayan haberi “Vermiyeceğim görevi demiştim, işte vermedim, ne sanıyordunuz ya!” şeklinde özetlenen, malum evlere şenlik durumlardı. Buna bir de yeni bulvar tiyatrosu eki yapılmıştı pazar günü: Başbakan, partilerin reddine rağmen, kırmızı halılı bakan koltuğu ile kandırabileceği CHP ve MHP’lilere teklifler götüreceğini söylüyordu övünçle!

Pardon sevgili CHP, darbe varsa...
Şimdi bu TV parodilerinin oynandığı ülkemizde, Kılıçdaroğlu haklı olarak “Ortada sivil bir darbe var” diyor. İyi de sevgili CHP’li yoldaşlarım, o dediğiniz varsa, -Kİ VAR!- o zaman sizce bu tepki dozunuz yeterli mi? Bakın 1984 yılında, Batı kültür sistemine toptan rest çeken Manifesto’yu yazıp korsan eylemle müzede dağıttığımda, cebinde 20 dolar olan ve vize süresi dolmuş, yabancı, genç bir ressamdım. Risklerim sonsuzdu. Sizlerin sıfatları, dokunulmazlıkları ve halktan aldıkları kapı gibi yetkileri var! Peki, bu uslu, yumuşak “Aaa, olur mu hiç böyle şey” tepkileriniz sizi tatmin ediyor mu? Yeri göğü inletip halk adına hakkınızı ne zaman arayacaksınız? Atatürk veya İnönü, benzer durumda şikâyet edip boyun eğerler miydi dersiniz? Sizin “müzeniz” parlamento. Ve orada haklarınızı milyonlarca seçmen adına aramanıza engel olmak isterlerse, miting için çıkacağınız sokaklar, caddeler, sizleri bekliyor. Şimdi değilse ne zaman? Siz yapmayacaksanız, kimden bekliyorsunuz bu eylemi? Merkel mi? O hâlâ sokaklarda. Bugün “Almanya’da (daha da!) iyi yaşamak” adına Duisburg’da Marxloh’da Türk ve diğer göçmenlerin arasına karışıyor.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları