Çağdaş Bayraktar

Dr. Reşit Galip’in öldüğü yerden doğmak - Çağdaş BAYRAKTAR

07 Mart 2019 Perşembe

Soldan sağa: Fuat Bulca, Reşit Galip, Mustafa Kemal, Nuri Conker, İbrahim Süreyya, Yunus Nadi

“Türk devrim ülküsü, uygarlık yolunda Türk kuşaklarının hayatını hor görürcesine çalışmayı savunur. Bu uğurda ölümü savaş alanındaki ölümden daha az şeref, daha az yerinde saymaya kimsenin hakkı yoktur.”

“Vatan hudutlarından fikir hudutlarına kadar her cephede döğüşe döğüşe, en son, kalem elinde, Allah’ına kavuştu... Bir yanardağı toprağa veriyoruz.” Mahmut Esat Bozkurt’un ölümünün ardından bu cümleleri yazmıştır Yusuf Ziya Ortaç. Bu betimleme, Atatürk’ün “fikir fedaisi” Reşit Galip için de geçerlidir. Kitaplığına taşıdığı yatağında hayata gözlerini yumduğunda cebinde sadece 5 kuruş vardır eski Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in... Reşit Galip bir devrimci, Kemalist gibi ölmüştür.

Reşit Galip olabilmek nedir? 
Askeri Tıbbiye’de öğrenciyken sınıf arkadaşları için “Hakikat”, “Mizahi Mektep” gazetelerini yayımlamak, mezun olur olmaz Balkan Savaşı ve Milli Mücadele’ye katılmak için gönüllü olarak dilekçe vermektir. Savaşın sonunda ekipler oluşturup Anadolu’nun köylerini gezip köylülerle birlikte çalışarak köycülük teşkilatının öncüsünü almaktır. Köylü ile çalışırken dispanser meydana getirip köylüleri tedavi etmektir. Bunları yaparken de köylülere milli fikirleri aşılamaktır. Anadolu insanına hem fiziki hem fikirsel tedavi uygulamaktır Reşit Galip olabilmek.

Devrim nasıl savunulmalı sorusunun vücut bulmuş yanıtıdır Reşit Galip. Devrimi, devrimin önderine karşı bile savunmak, devrimci bir tavırla ona bile itiraz edebilmektir. Çankaya sofrasında Atatürk’ün “Yoruldunuz, biraz dinlenseniz iyi olacak, buyurun biraz istirahat edin!” sözüne “Burası sizin değil milletin sofrası” yanıtını verebilmek, fikirleri uğruna Atatürk’e karşı bile geri adım atmamaktır. Üstelik herkes Atatürk etrafında pervane olurken, cebinde evine gidecek paran bile yokken. Günümüzün kayıtsız şartsız biatçıları için bir masal gibi gelebilir bu manzara ama tamamen gerçektir. Cumhuriyet aydınının gerçekliğidir.

Kütahya’da Müdafaayi Hukuk teşkilatı kurmak, Türk Ocakları’nda başkanlık yapmak, İstiklal Mahkemeleri’nde adaletin ve devrimin meşalesini tutmaktır Reşit Galip olmak. Bunlarla da yetinmeyip “Üniversite Reformu”nu gerçekleştirmek, gericiliğe karşı üniversitelerde devrimin bayrağı, bayraktarı olmaktır. Türk Tarih Tetkik Cemiyeti’nde genel sekreterlik yapmak, bu görevini yerine getirirken tarihçileri bile kendine hayran bırakmaktır.

“Türk devrim ülküsü, uygarlık yolunda Türk kuşaklarının hayatını hor görürcesine çalışmayı savunur. Bu uğurda ölümü savaş alanındaki ölümden daha az şeref, daha az yerinde saymaya kimsenin hakkı yoktur” cümlelerini sadece kurmakla yetinmeyip, bu cümleleri hayatına nakış nakış işlemektir.

Sadece andımızın yazarı değil, devrimciliğin, mücadelenin andıdır Reşit Galip. 5 Mart 1934’te, bundan tam 85 yıl önce aramızdan ayrıldı büyük devrimci, kemalist devrimin özgünlüğünün, felsefi derinliğinin kanıtı olan o güzel insan. O gitti ve daha da kirlendi siyaset, politika... Pamuklara sarılacak kadar azaldı onun gibi siyasetçi, politikacı.


Ölümünün 20. yılında Behçet Kemal Çağlar’ın Reşit Galip için yazdığı sözler maalesef çok acı ve o dönemden daha güncel, yakıcı:

“Maddeciliğin alıp yürüdüğü bugünlerde, Reşit Galip’in idealistliği bir kat daha gözümde büyüyor. İkide bir ‘Reşit Galiplere muhtacız’ sözünü, Hatif’in (bilinmezden haber veren melek) bir telkini imiş gibi tekrarlıyorum. Maymun iştahlı, para hırslı, uyuşuk insanlara rastladıkça ‘Ah, bunlarda da o, Reşit Galip’i içinden yiyen ve gözlerinden ışıklandıran büyük ihtiras olsa!’ diye sızlanıyorum... Reşit Galip’in, bir yandan Türk halkının kalbine, bir yandan Türk tarihinin derinliğine eğilen güzel başını, ideal yolunda dik ve ışıklı yürürken görür gibi oluyorum. Onu, hiçbir zaman iskelet olmuş düşünemiyorum. O, öyle geniş ve aydınlık bir yolda, tek başına yürüyor, yürüyor gibi geliyor bana...”


Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda Mustafa Necati, Vasıf Çınar ile yan yana yatan Reşit Galip’in adını yaşatmak, fikirsel mücadelesine sahip çıkmak, her Cumhuriyetçinin namus borcudur.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



Yazarın Son Yazıları