Celal Üster

Bizim heykeller bir dile gelse…

23 Ağustos 2014 Cumartesi

İngiltere’nin ‘konuşan heykelleri’, Türkiye’nin kırılan heykelleri

19 Ağustos Salı günü bizim Kültür sayfasında “Heykeller de konuşur” diye bir haber vardı. Britanya’nın Londra ve Manchester kentlerinde 35 heykel “konuşmaya” başlamıştı.
“Meçhul Asker”, “Sherlock Holmes”, “Isaac Newton”, “Peter Pan” heykelleri, Britanya’nın önde gelen yazarlarının kaleme aldığı metinlerle, ünlü oyuncuların seslerinden kendi öykülerini anlatıyorlardı.

Sürgündeki ‘Güzel İstanbul’
Haberi okurken ilkin, Gürdal Duyar’ın “Güzel İstanbul”u geldi aklıma. Hafifçe geriye uzanmış, çıplak bir kadın heykeli. Başını arkaya atmış. Önden bakınca görülmez: Arkasındaki elleri kelepçeli.
Cumhuriyet’in 50. yılı kutlamaları için yaptırılmış. Karaköy meydanına bakan bir yere yerleştirilmiş.
Yıl 1974. Askeri cunta gitmiş. CHP-MSP koalisyon hükümetinin çıkaracağı afla çok geçmeden dışarı çıkacağız.
Koalisyonun MSP kanadının ilk işlerinden biri, Karaköy’e yerleştirilmesinden 9 gün sonra “Güzel İstanbul”u bir gece balyoz ve çekiç darbeleriyle söktürüp bilinmeyen bir yere götürmek oluyor.
Erbakan ve Asiltürk’e bakılırsa, bu “müstehcen” heykel, “Türk geleneği ve ahlakına uygun değil”. MSP’nin bu yaklaşımının hiç de yabancısı değiliz.

İçler acısı açıklama
Asıl içler acısı olan, o günlerin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Başkanı Prof. Feridun Akozan’ın açıklaması:
“Bu heykel bizleri tatmin etmedi. Akademi’nin bilgisi dışında yaptırılmıştır. Akademi’nin yargısından geçmediği için diyebilirim ki sanat yargısından da geçmemiştir.” (Milliyet, 18 Mart 1974)
Aradan 10 yıl kadar geçmiş. Aydın Emeç’le Cumhuriyet’teyiz. Bir akşamüstü Yıldız Parkı’nda çay içiyoruz. Şöyle bir sağa sola bakalım derken, Aydın, “Yahu, şuraya bak, Gürdal’ın heykeli değil mi bu!” diyor. “Güzel İstanbul”, parkın gözlerden ırak bir köşesine atılmış.
Bugün de orada, sürgünde… Ama belki de memnundur sürgün yaşamından… O asude köşede, hallaç pamuğu gibi atılan, gittikçe çirkinleşen İstanbul’dan uzakta bir “Güzel İstanbul”.

Vur ‘İşçi’ye…
Yine 1980’lerde, Cumhuriyet’te, Muzaffer Ertoran’ın Tophane Parkı’nda ikide bir saldırıya uğrayan “İşçi” heykelinin kimbilir kaç haberini yapmıştık.
“İşçi” de Cumhuriyet’in 50. yılı için yaptırılan heykellerden biriydi. Ertoran, o dönemde Almanya’ya giden işçilerden, daha doğrusu Tophane’deki İş ve İşçi Bulma Kurumu önünde toplanan işçi adaylarından esinlenmişti.
Elinde bir balyoz bulunan bu “İşçi” heykelinin, çıplaklıktan da, işçilerden de hemencecik “tahrik oluveren” kimilerince yıllar içinde kırılmadık yeri kalmadı.

Yine de tükenmedi
Ertoran, ilk başlarda kendi olanaklarıyla onarmaya çalışıyordu; ne ki, ardı arası kesilmeyen saldırıların hızına ne Ertoran yetişebildi, ne de biz.
“Daha heykel bir yılını doldurmadan, önce parmaklarını kırdılar, sonra balyozunun sapını. Yetmedi, ziftle yüzünü boyadılar. Sonra, zifti silmek bahanesiyle yüzünü yok ettiler. Birkaç kez tamir ettim. Ama artık bıraktım yakasını. Kaç yıldır, her gün bir yerini kırıyorlar. Yine de tükenmedi” diye anlatacaktı Ertoran.
Tophane’deki “İşçi” heykelinin başına gelenleri, emeği sömürülen, iş kazalarında can veren, madenlerde toprağın altına gömülen işçilerin somut bir simgesi olarak görürüm. Onca saldırıya karşın uzun süre tükenmemesini ise, işçi direnişinin bir simgesi olarak…

Başbakan’ın buyruğuyla
Mehmet Aksoy’un, doğrudan Başbakan’ın buyruğuyla, daha doğum aşamasındayken yıkılan “İnsanlık Anıtı”na indirilen darbelerin sesleri hâlâ kulaklarımızda.
İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykeli ise, kırılan kolunun onarılıp yerine takılmasından sonra, Akdeniz’in doğusunda bir yandan İsrail, öte yandan İslam teröristlerinin uyguladığı yabanıllığın karşısında, eski çağlardan bugüne uzanan Akdeniz uygarlığının ışığını saçıyor yine.
İngiltere’deki “konuşan heykeller”e bakıyorum da… Bizim heykeller bir dile gelseler, ne öyküler anlatırlar kimbilir demekten alamıyorum kendimi.
Benden, önümüzdeki İstanbul Bienali için bir proje önerisi: Birileri, “Güzel İstanbul”u, “İşçi”yi, “İnsanlık Anıtı”nı, “Akdeniz”i bir konuştursa…  


Yazarın Son Yazıları

Irgat’ın Türküsü 14 Mayıs 2018
Kâr ve kapital 14 Nisan 2018
Orwell yaşasaydı... 5 Ekim 2017
Kitapla 1 dakika! 1 Ekim 2017
Konuş, belleğim! 6 Eylül 2017
‘Hayır’ diyen insan... 21 Ağustos 2017