Cüneyt Arcayürek

İş İşten Geçtikten Sonra...

22 Ağustos 2014 Cuma

İster beğenin, sevin sevmeyin hiç değilse adı sanı belli, üstelik yurt düzeyinde oyları yüzde 14’le 18 arasında gidip gelen bir partinin lideri Devlet Bahçeli, hâlâ herkesin suspus olduğu şu günlerde...
… Hele hele ana muhalefetin bir seçimde değil, kurultayda rakiplerini ezdiği kanısı, izlenimi vermek için 1000 delegenin oylarını sağlama yollarını aradığı sırada...
RTE yine çatlasa da patlasa da bir gerçeği üstelik hemen her gün haykırmaktan beri durmuyor.
TV’lerden duyulan sesi diyor ki önceki gün:
“Türkiye Cumhuriyeti sivil ve silahsız bir darbeyle karşı karşıyadır. Erdoğan anayasayı fiilen askıya almış, devleti ele geçirmiştir. Türkiye’nin yeni vesayet kalesi AKP ve Erdoğan’dır.”
Bahçeli’nin her sözcüğü yaşanan gerçeği ve demokrat Türkiye’nin ulaştığı acınası sonucu ifade ediyor...

***

Ne yazık ki, bu ülkenin dinamiklerini temsil eden medya, üniversiteler, hayret edilecek bir sonuç değil, artık bu iktidara, daha doğrusu RTE’ye biat etmiş görünen, arada sırada demokrasiye bağlılık açıklamaları yapan TSK komuta heyeti; bu gerçeği olağan bir demokratik aşama diye sineye çekiyor.
Diktatör diye anıldığında fena halde sinirleniyor. Ama devleti sivil bir darbeyle ele geçirene dünya tarihi diktatör diyor.
Ha ben diktatör değilim, şunun şurasında devleti sivil darbeyle ele geçiren mütevazı bir tek adamım denilmesine de kızıyor, sinirleniyor.
Pekâlâ muhterem, zatıaliniz kendinize hangi sıfatı layık görüyorsunuz?
Demokrasiyi hakkıyla temsil eden bir lider, bir başbakan diye karşılanmak istiyorsanız... Pek çok insanın, yazarın dili bu sıfatla anılmanızı pek uygun görmüyor, yazmıyor, yazamıyor.

***

Bir konuda anlaşabilir miyiz, kuşkulu ama yine de söyleyeyim.
Dünya tarihinde pek çok diktatör, örneğin Hitler, bu konuma konuşma sanatındaki üstünlüğü ile erişti.
Halka konuşmalarında ülkenin zafiyetlerini, kendi olası tek adamlığını sağlamak amacıyla öylesine maharetle kullandı ki, adeta Tanrı’nın lütfu bir kurtarıcıymış gibi toplumun büyük bölümünü peşine takmayı başardı.
Adolf, muhalefetteyken Birinci Dünya Savaşı’ndan perişan çıkan Alman halkını konuşmalarıyla büyüledi ve iktidar oldu.
İktidarı sırasında toplumu ekonomik ve sosyal yönden mutlu eden çalışmalarından sonra o ikna edici konuşma gücüyle Almanya’yı savaşa sürükledi ve sonu oldu.
Hadi benzetmek gibi olmasın diyelim...
Bu model, bugün nerede tatil yaptığı bile toplumdan gizlenen RTE’nin sivil darbe öncesi ve sonrası toplumun çekici bulduğu konuşmalarını ve bugün toplumun hiçbir kanadında yadırganmayan aldığı sonuçları, ülkeye yaşattığı rejim sürecini anımsatmıyor mu?

***

RTE, tatilde yeni başbakanın ismi ve yeni bakanlar listesini hazırlarken... Olası başbakan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Almanya’nın 2009’dan beri Türkiye’yi dinlediği olayı çözmeye çalışıyor.
Almanya Dışişleri Bakanı, “Davutoğlu, Türkiye’yle ilgili konuları konuşurken pek hiddetli idi” diyor.
Pekâlâ ama Berlin neden bizi gizlice dinliyor. Fazla üzerinde durulmuyor ama yalakalıktan uzak bazı köşe yazıları, bunun nedenini “Belli ki aldıkları resmi bilgilere güvenmiyorlar. Ankara’nın gizli kapaklı işlerinden ve IŞİD gibi tehlikeli örgütlerle ilişkilerinden kuşkulanıyorlar” diye açıklıyor.
İçimizdeki geniş yalaka kadrosu ne kadar şişirirse şişirsin, Almanya, RTE hükümetleri ve izlediği politikalardaki gelişmeleri dinlemeye 2009’da Başbakan Merkel’in gizli servislere verdiği şu talimatla başlamış:
“Bölgede çok büyük öneme sahip Türkiye’nin dış politikası, ekonomisi, petrol boru hattı, terörizmle mücadele konuları”.

***

Gün gelir Almanya’nın dinlediği gizli kapaklı işler açıklanır mı, elbette açıklanır.
Eh o zaman halkımız da yıllarca öğrenemediği iktidarın gizli kapaklı işlerinin içeriğini öğrenmiş olur gayrı!
Tabii pek çok konuda iş işten geçtikten sonra...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Viraj ustası 10 Mayıs 2015
Ya sen nesin? 9 Mayıs 2015
Anlamaz 8 Mayıs 2015
Haydi başka kapıya 7 Mayıs 2015
Vehim 6 Mayıs 2015