Deniz Yıldırım

Bin odalı saray, onlarca AVM; ya hastane?

05 Eylül 2020 Cumartesi

Özelleştirmelerde Cumhuriyet rekoru kırdılar; bankacılıkta tekelleşmeyi ve yabancılaşmayı sağladılar. Ancak düğüm noktası, kamu ihale sistemiydi. Çünkü AKP bir yandan TÜSİAD ve uluslararası sermayenin istekleriyle uyumlu yeni bir gömlek giymiş ve onların rotasında bir ekonomik programa yönelmişti; ama öte yandan da kendisini destekleyen sermaye kesimlerini zenginleştirmesi, ekonomik iktidar sahasında onlara yer açması gerekiyordu. Tam da bu yüzden Kamu İhale Kanunu’nu 18 yılda yamalı bohçaya çevirdiler. Her seferinde “adrese teslim” ihaleler için kelimeler, cümleler değiştirildi. Meclis, millet egemenliğinin sahasıydı ama torba yasalarla beklentileri hızla karşılananlar, milletin içinde milyonda bir azınlıktı.

Böyle böyle iyice yerleşti iktidar; denetimsizliği ele aldı. Artık tutabilene aşk olsun! Sürekli kanunu kılıfına uydurmaya gerek kalmamıştı; Kamu İhale Kanunu’nda 21/b olarak bilinen istisnai yöntemin kullanımında idareye geniş ve keyfi takdir yetkisi verilebilirdi. Öyle de yapıldı.

Gazeteci Çiğdem Toker yıllarca bizi bu konuda uyardı; bunun “israf” olmadığını, bu yöntemin “yolsuzluk” ürettiğini anlattı. Ayrıntıları dehşete kapılarak okumak isteyenlere Kamu İhalelerinde Olağan İşler kitabını tavsiye ederim.

Niye yapıldı bunlar? Saray etrafındaki gruplar, senin, benim; ezcümle, emeğiyle geçinip vergisiyle bu devletin hazinesine katkı koyan büyük çoğunluğun yarattığı değerlerle zenginleşsinler diye.

Önce 21/b’yi iyi okuyalım, sonra bu konuya nereden geldiğimizi konuşalım: “Doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen durumlarda” kullanılabilecek bir istisnai ihale yöntemiydi 21/b. İktidar ne yaptı? Salgın hastalık yokken bu istisnai tedbiri rant yaratmak için kullandı; kaynakları ona buna denetimsizce aktardı. Özetle, olmayan salgın hastalık yıllarca rantiyeye bahane yapıldı. Ya şimdi? Şimdi gerçekten salgın hastalık var.

Ankara’da ağırlaşan tablo

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, çarşamba akşamı çıktı basının karşısına; sıkıntılıydı, anlattı. Ankara vaka artışında en kötü durumdaki şehirdi; vaka sayısı İstanbul’un iki katına yükselmişti. Kapatılan hastaneleri yeniden açmak düşüncesinde olduklarını da belirtti Bakan.

Ankara’da onlarca yıllık hastaneler, şehrin merkezinde kalan, halkın her semtte rahatlıkla ulaşabildiği merkezler birer birer kapatıldı; uzakta Şehir Hastanesi açıldı. Bu kapatılan hastanelerden söz ediyordu.

Niye kapatıldı o hastaneler? Şehir hastanesine gerekçe olsun diye; inşaatı, kirası aracılığıyla; gereken harcamanın çok üstünde paraları kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yandaşlara dağıtmak için. Kapatılan hastanelerin değerlenen, kent merkezinde kalmış arazilerini de ranta açmak için. Lafı dolandırmaya gerek yok; böyle. Ve şimdi, Kamu-Özel Ortaklığı’yla, 21/b’siyle inşaata dayalı rejimin kaynak ve yatırım modeli, yaşadığımız sağlık krizinde başkentten test ediliyor.

Uzağa gitmeyelim; Ankara’da son yıllarda neler yapıldı? Atatürk Orman Çiftliği arazisine bin odalı saray konduruldu. Birçok merkezi hastane kapatıldı; yerine şehir hastanesi açıldı. Nefes alınacak, sosyal mesafe sağlayacak yerlere AVM’ler, rezidanslar dikildi. Sonuç mu? Pandemi aylardır sürüyor; hekimler ve duyarlı yurttaşlar aylardır uyarıyor, “İstanbul’a sahra hastanesi yetmez, kapatılan hastaneleri açın” diyerek. Dinlediler mi? Hayır.

Şimdi hasta yurttaşlarımızı bin odalı Saray’a yerleştiremeyeceğimize göre, çok ortaklı, iktidar destekli açılan AVM’lerde, gökdelenlerde, boş rezidanslarda yatıramayacağımıza göre, ne yapalım? Açalım hastaneleri.

Ankara Valisi Vasip Şahin en fazla vakanın Altındağ, Mamak, Keçiören ilçelerinde olduğunu açıkladı. Daha yoksul, emekçi bölgeler. Uzaktaki şehir hastanesine gitmesi için toplu taşıma kullanacak hastalanan yurttaş; herkesin arabası yok. Yakınındaki hastaneler iyileştirilse, toplu taşıma riski azaltılsa yayılım düşmez miydi? Sorular, sorular...

Plansız yönetim, “ben yaptım oldu” rejimi, yandaşa zenginlik düzeni. Zaten tüm sorunlar bu zaaflardan değil mi?


Yazarın Son Yazıları

‘Adalet Hareketi’ 26 Eylül 2020
Kültür veya turizm 16 Eylül 2020
40 yıl sonra 12 Eylül 12 Eylül 2020
Ayaktakiler ve oturanlar 9 Eylül 2020
Harun ve Karadeniz 26 Ağustos 2020