Deniz Yıldırım

Demokrasi

07 Nisan 2021 Çarşamba

Daha önce yazmıştım: Hegemonyanın, kitlelerin rızasını alarak yönetme tarzının kırılganlaştığı dönemlerde iktidarlar için iki yol var: İlki hatalarla yüzleşmek, ikincisiyse hatalara yeni hatalar ekleyip daha da baskıcılaşmak. Biz uzun süredir ikinci çizgiye şahitlik ediyoruz.

Durum böyle olunca, iktidar, rıza yerine baskıyı öne koyunca, ittifaklarını da bu ittifaklara uygun siyasal aktörleri ve devlet aygıtlarını da yeniden şekillendiriyor. Bunu yaparken, bir yandan da iç ve dış siyaset arasındaki ayrımları iyice silikleştiriyor, siyasal meseleleri tamamen güvenlikleştiriyor ve yine bu doğrultuda da her karşı çıkışı, her itirazı bir güvenlik sorunu olarak yansıtıyor, sunuyor. Muhalefete yönelen terör suçlamalarını, son olarak emekli amirallerin yayımladığı bildiriye dönük darbe suçlaması tamamlıyor. Güvenlikleştirilen siyaset, karşısındaki her itirazı kendi güvenliğine dönük bir tehdit gibi sunuyor.

Bu noktada, “millilik” ve “beka” söylemi etrafında kurulan ittifaklar, güvenlik kökenli kadroları analizlerin, televizyonların başköşelerine, siyasal söylemin merkezine yerleştiriyor. Hem de uzun süredir. Ülke güvenliği elbette önemli; ancak iktidarın kendi çıkarını milli çıkar gibi göstermek, ülkeyi kötü ve baskıcı tarzda yönetimini bir “milli mesele” haline getirmek, böyle yansıtmak için izlediği daimi teyakkuz stratejisinin sonucunda güvenlik-özgürlük dengesi, giderek ortadan kalkıyor.

Bu ortamda, emekli amiraller iktidarın Doğu Akdeniz siyasetine destek verdiklerinde, “içeride itiraz etsek de, dışarıda milli birlik, çizgimize geldiler” türü bir anlayışla iktidara yakın gazetelerde televizyonlarda boy gösterdiklerinde sorun olmuyor. Çünkü iktidarın istediği bu: Koşulsuz olarak, iktidarın millilik anlatısına farklı ideolojik, siyasal kesimlerden destek üretmek, meseleyi AKP meselesi olmaktan çıkarmak.

EMEKLİ AMİRALLERİN BİLDİRİSİ

Demek ki iktidar için asıl sorun emekli askerlerin görüşlerini bildirmesi değil, zira iktidarın güvenlikleştirilmiş siyaset anlayışı buna uzun süredir olanak sağlıyor. Burada asıl mesele, bu emekli asker kadroların yeri geldiğinde iktidarla ters düşüp eleştirilerini de aynı kamusallıkla sergilemek istemeleri. İşte orada sınır sert bir şekilde çiziliyor. Hele ki bu mesele, iktidarın giderek çözülen ekonomiyi ayakta tutmak için sarıldığı yeni rant projesi olan Kanal İstanbul’a itirazı da beraberinde getiriyorsa; hele ki bu mesele, iktidarın Atlantik ötesi kuvvetlerle yeniden arayı düzeltebilmek, kaynak akışı çekebilmek için iç ve dış ittifaklar açısından yeni kararlar verme, yeni hamleler yapma arayışında olduğu bir döneme denk geliyorsa, hele ki bu mesele, iktidarın geniş “milli cephe” anlatısında bir çatlak görüntüsü oluşturuyor ve inandırıcılığı sorgulatma potansiyeli taşıyorsa sınır ve tepki daha da sertleşiyor. Bir de tükenen mağduriyet deposuna yeni takviye gerek; emekli amirallerin ifade özgürlüğü kapsamındaki bildirisine karşı koparılan gürültü bundan. Amaca giden yolda herkesten yararlanmak isteyen bir siyasal anlayışın doğal tepkileri bunlar. Zaten konunun hemen CHP’ye getirilmesi de iktidarın siyasal hesaplarının yansıması. Ancak kitleler üzerinde eski etki sağlanamıyor.

Zira darbelerle gerçekten mücadele, aynı zamanda demokrat olmayı, inandırıcılığı gerektiriyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL, KHK rejimi, ardından anayasa değişikliği ve Saray merkezli yeni sistem geldi. Oysa Türkiye’yi demokratikleştirmek, darbecilerin hedef aldığı yasama organını, Meclis’i güçlendirmek gerekmiyor muydu? O günden beri büyüyen, genişleyen yegâne aygıt, tek kişilik yürütme gücü. İktidarın inandırıcılığının kalmamasının, mağduriyet hikâyesinin eskisi gibi alıcı bulmamasının bir nedeni halkın derinleşen geçim sorunlarıysa, diğer nedeni de yine iktidarın darbelerle mücadele söylemini 12 Eylül 2010 referandumundan sonra da 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da otoriterleşme, hukuksuzluklar için fırsata çevirmesidir. Şimdi yine “darbe” söylemi üzerinden baskıyı artırmak, halkın desteklemediği dayatma ve rant projesi Kanal İstanbul’u yapmak, “gördünüz mü, anayasa hâlâ vesayet üretiyor, sivil anayasa yapalım” propagandası için malzeme üretmek arayışında olacakları açıktır. Halkın midesi boş ama karnı da yalanlara tok.

Tablo moral bozucu olsa da Türkiye geniş bir mutabakatla mutlaka gerçek demokrasiye geçecektir. Umudum var. Bu süreçte, şiddete yönelmeyen her düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmek, anayasayı bu çerçevede de korumak zorunlu. Demokrasi sadece gelecek zaman kipiyle korunmaz. Muhalefet partileri de kendilerinin sahiplenmediği her gündemi, gündem değiştirme olarak görmekten vazgeçmeli. Ülkedeki tek sorun ekonomi mi? Ekonomi iyi olsa bu otoriter düzenle sorununuz, söyleyecek sözünüz olmayacak mı? Demokrasi, iş, aş ve bağımsızlık birbirine bağlı meseleler. Daha etkili, daha birleşik bir muhalefet bu program ve mücadele maddelerinde netleşerek, çözümler koyarak iktidara yürür.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Küçük Kara Balık 17 Nisan 2021
‘Çocuk Edebiyatı’ 10 Nisan 2021
Demokrasi 7 Nisan 2021
Esaretten kaçış 3 Nisan 2021